“Hiçbir toplum kendine çözümü için gerekli ve yeterli koşulların henüz var olmadıkları ya da ortaya çıkmak üzere bulunmadıkları görevleri saptamaz; hiçbir toplum kendi tüm gizil içeriğini dışavurmadan önce yok olmaz.” Karl Marx
Gramsci : "Dünya görüşleri elbette seçkin insanlar tarafından hazırlanabilirler, ama "gerçeklik" seçkin olmayanlar, basit insanlar tarafından dile getirilmiş bulunur"
Düşündüğü şey üzerinde eleştirel bir bilinci olmaksızın, birlik kaygısı çekmeksizin ve koşullara göre "düşünmek" mi, bir başka deyişle çevre tarafından, yani insanın bilinçli dünyaya girer girmez içlerine kendiliğinden sürüklendiği o çok sayıdaki toplumsal gruplardan biri tarafından "dayatılan" bir dünya görüşüne "katılmak" mı daha iyidir; yoksa kendi öz dünya görüşünü bilinçli olarak ve eleştirel bir tutumla hazırlamak ve dolayısıyla kendi öz beynini çalıştırarak kendi öz etkinlik alanını seçmek, dünya tarihinin oluşturulmasına etkin olarak katılmak, kendi öz kişiliğine kendi dışında vurulan bir damgayı edilgin olarak benimseyecek yerde kendi öz yol göstericisi olmak mı?
Ve kendini niteliğin, güzelliğin, düşüncenin vb. gedikli temsilcisi olarak görmek ne de hoştur! Niteliği ve güzelliği koruma işlerini bütünüyle yerine getirdiğine inanmayan hiçbir kibar yosma da yoktur yeryüzünde!
Felsefenin belirli bir uzman bilginleri ya da felsefel bir sistem kuran meslekten filozoflar kategorisine özgü entelektüel bir etkinlik olduğu için çok zor bir şey olduğu yolundaki o son derece yaygın önyargıyı yıkmak gerekir.
Kendi öz dünya görüşü bakımından, insan her zaman belli bir topluluğun ve tam tamına da aynı bir düşünme ve eyleme biçimini paylaşan toplumsal öğeleri bir araya getiren bir topluluğun üyesidir.