Gerald Murnane’in edebiyatında belirgin bir olay örgüsü ya da “klasik” kurmaca yapısı bekleyen okur Ilgın Yolu’nda farklı bir deneyimle karşılaşıyor. Kitabın önsözünde de yazar, geleneksel kurmaca yazmayacağına inandığını özellikle vurguluyor aslında. Roman, kısa kesitlerden, anı parçalarından, gözlemlerden ve çocukluk meraklarından oluşuyor.
Ilgın Yolu, adında bile çok katman taşıyor aslında. “Ilgın”, kökleri güçlü bir bitki; “yol” ise zihnin izlerini çağrıştırıyor. Kitapta bir atın adı olarak da çıkıyor karşımıza Ilgın Yolu ve bu ayrıntı, babasının yarış tutkusu üzerinden Clement’in dünyayı algılayışını daha da görünür kılıyor.
Murnane burada kurgusal bütünlükten çok zihnin işleyişini ve hafızanın köşe bucaklarında saklanıp kalan ne varsa onları ön plana çıkarıyor. Çocuk Clement’in dünyayı algılama biçimi, kimi zaman babasının at yarışı tutkusu, kimi zaman annesinin katı dini inancı, kimi zaman da cinselliğe duyduğu merak üzerinden beliriyor. Onun çevresini ve ilişkide bulunduğu kişileri nasıl gördüğünü, zihninde nasıl yeniden kurduğunu okuyoruz.
Böylece ortaya olay örgüsünden çok zihinsel izlenimlere dayalı, anılarla yoğrulmuş bir çocukluk hikâyesi çıkıyor. Büyük resimde ise Ilgın Yolu, bireysel parçaların arasından Avustralya’nın kültürel ve toplumsal dokusunu da sezdiriyor.
Serkan Toy’un Türkçeye kazandırdığı bu ilk eser Murnane’nin edebiyat evrenine açılan kapılardan biri. Bizler, olayların ardı ardına sıralandığı bir roman değil; arzuların, özlemlerin ve kayıpların zihinde bıraktığı izleri takip eden bambaşka bir yolculuk okuyoruz.
Edebiyat işte… Bu yüzden harikaOkumak işte… Bu yüzden iyi ki