Ivan Turgenev ile ilk tanışmam, İlk Aşk ile oldu ve gerçekten çok memnun oldum. Bazı diyalog ve sahneleri eksik bırakarak okuru, gözlemci ve yorumcuya dönüştüren tarzına; metafor ve ironideki o sessiz ustalığına bayıldım. Kitabı okurken kendimi tam anlamıyla bir “şifre çözücü” gibi hissettim ;)
Hikâyemiz, romantik bir aşk anlatısı değil; tam anlamıyla “ilk aşk deneyimlerimiz, aşkı nasıl tanımladığımızı belirler” dersi.
(SPOILER İÇERİR!)
Vladimir, Zinaida’yı ilk gördüğünde elindeki çiçeklerle etrafına toplanan genç erkeklerin alınlarına vurarak eğlendiğini izler. Bu sadece flörtöz bir oyun değil, aynı zamanda bir güç gösterisidir. Vladimir ise bu oyunu izlerken içten içe teslim olan taraftır. Onun için Zinaida’nın parmaklarının alnına değmesi bile bir lütuf gibidir.
Zinaida ise bu oyunun kurucusudur.
“Yukarıdan baktığım birilerini sevmem mümkün değil. Bana boyun eğdirecek biri lazım...” diyen Zinaida, aşkta kendisini yönetecek birini, gücü ve hâkimiyeti arar.
Ve sahneye hikâyenin en sessiz, en kapalı ama en güçlü figürü girer: Vladimir’in babası. Sadece insanlara değil, kimsenin binemediği ata bile hükmeden biri. Onun varlığı bile başlı başına kontrol ve sarsılmazlık metaforu...
Ama tam da buradaTurgenyev’in ustalığı devreye girer. Çünkü anlatıcı Vladimir olsa da, alt metinde aslında babanın hikâyesini okuruz.
Zinaida’nın aşık olduğu kişinin baba olduğunu öğrendiğimiz an, hikâyenin kırılma noktasıdır.
Penceredeki Zinaida ve babasını uzaktan izleyen Vladimir gibi biz de sadece izleriz; diyalogları duymayız. Zinaida’nın boyun eğişini, babanın kamçısının kızın koluna inişini ve ardından dayanamayarak onun yanına çıkışını…
Vladimir o anda şu sonuca varır:
“İşte aşk bu! Seviyorsan katlanırsın.”
Ve o kamçı sahnesi…
Bence kitabın en güçlü metaforu hatta hikayenin