Evrenin başlangıcı üzerine sayısız kuram ürettik: Büyük Patlama, Kuantum Dalgalanmaları, Kozmik Enflasyon… Hepsini “Bilim” adıyla sunduk, anlam veremediğimiz her boşluğu denklemlerle doldurduk. Peki ya hep yanlış soruyu soruyorsak?
Ya evren, bir olay değil de, bir sonuçsa?
Ya tüm galaksiler, onun bıraktığı izler değil de, ondan kaçanların enkazıysa?
Bu kitap, alıştığımız kozmik anlatıları yalnızca tersine çevirmiyor; onları bir aynanın iki yüzü gibi karşılıklı yerleştiriyor. Eva'nın Doğuşu kitabı evreni bilinçli bir organizma olarak ele alırken, Kadim Irklar kitabı o organizmanın içinde doğan ilk bilinçlerin ve o bilinçlerin nasıl kendi sonlarını hazırladıklarının hikâyesini anlatıyor.
Burada anlatılan, bilimsel bir kanıt veya tarihsel bir iddia değil. Bu, bir düşünce denemesidir. İki kitap, aynı gerçekliği iki zıt perspektiften sunar: Biri aşağıdan yukarıya mikroorganizmadan kozmik bilince, diğeri yukarıdan aşağıya kozmosun içinde filizlenen medeniyetlere. İkisi de aynı soruyu sorar: Biz kimiz, ve içinde yüzdüğümüz bu devasa “şey” nedir?
·Ya bizler, kozmik bir arınmanın ardından savrulan moleküler kalıntıların torunlarıysak?
·Ya tüm tarihimiz, yıldızlara uzanan tüm hırsımız, çok daha kadim ve unutulmuş bir trajedinin genetik yankısından ibaretse?
Bu sayfalarda okuyacaklarınız, evreni yalnızca mekanik bir düzenek olarak değil; bir hatıranın, bir dersin ve bir potansiyelin taşıyıcısı olarak görmeye davettir. Belki de ilk kez, insanın kendini evrenin efendisi değil, onun eski bir döngünün mirasçısı olarak görme cesaretini zorluyor.
Eva'nın Doğuşu kitabı bir “oluş” hikâyesiyse, Kadim Irklar kitabı bir “dağılma” hikâyesidir.
İkisi birlikte, tek bir sorunun etrafında döner:
Acaba evren, hatırlamaya çalıştığımız bir rüya mı?
Bu kitaplar, cevap vermek için değil, daha derin sorular sordurmak için yazıldı. Buyurun, aynaya bakalım. Hem ön yüzüne, hem arka yüzüne.