Hangi inanç sistemi ayıracaktı onu bu pisliğin ayak yolundan? Etrafında birçok safsatacı, onurlu bir yaşamdan bahsederken, görünen o ki kendi tahlillerini pek de iyi yapamıyorlardı. Devlet arazilerini satın alıp, imara açılması için avanta dağıtıp, elli yüz katı rant kazananlarla mücadele etmişti mesleğinin ilk yıllarında. Hatta o kadar komik paralara kamu arazilerini, halkın malını yağmalanlarla yüz göz olmuştu ki her geçen gün içi hınçla dolmuştu. Fabrikatör bozması, mafya olamayacak kadar korkak, basiretsiz bir yüzdecinin yaptığı usulsüzlükleri deşifre etmek için gecesini gündüzüne katmıştı ki iş yüksek mevkilere kadar gitmişti. Muhatap olduğu kişilerin elinin kolunun nasıl bağlandığını görünce, içinde bulunduğu durumun acziyetini hemen kavramıştı. Bir yol seçmeliydi ya öğrencilik yılları gibi direnecekti ya da zalimin zulmüne susup, kendi yoluna devam edecekti.
Aşk bir bakakalma hâlidir. Sonsuz bir şaşkınlık hâli... Soğuk bir aralık sabahında, uyanır uyanmaz üzerinde ince pijamalarınla bahçeye çıkıp üşümenin ötesinde bir titreme hâlidir. Aşk, bütün gün oyun oynayıp öğle uykusu için annenizin sizi serin bir odada, yün yorganın altına sokup alnınıza bir öpücük kondurmasının ardından, odadan çıkar çıkmaz ve kapıyı kapatır kapatmaz, uyku ile karışmış bir uyanıklık hâlidir. Aşk, insanın fabrika ayarıdır. Odanın serinliği, yorganın yoğunlaşmakta olan sıcaklığına yerini bırakırken farkına vardığın bedenindeki huzur, kalbindeki güven hâlidir. Aşk, onun sesi, onun kokusu, onun varlığı, senin bunları yaşamaktan duyduğun ayrıcalık hâlidir. Aşk, maddenin koklaşma hâlidir.
Sayfa 9·Kitabı okudu
Alıntı
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
"Herkesin bir kapısı vardır." dedi Bilge. İtip girdiği, çekip çıktığı... Öyle elini kolunu sallaya sallaya, sorgusuz sualsiz girdiği... Bir de anahtarı vardır cebinde. Unutulmuş, ihtiyaç duyulmayan ve hiçbir kilide uymayan. Yıllarca yük eder, onu taşır. Sonra bir zaman gelir, iç dünyasının, özünün kapısının önünde bulur kendini. Onu ne itip ne de çekip açabilirsin. Sadece cebindeki anahtarla yavaşça çevirirsin kilidi. Sonra, kapı açılır açılmaz içeri bir dolu insan girmiştir. Kimler vardır içeride, kimler... Sen sadece izlersin ve beklersin. En son kendini alır ve kapıyı kapatırsın.
Yüreğimi sürprizlere kapat da git... İronik ve depresif hallere alışamadı bedenim. Yavru bir kuşun telaşında çarpıyor yüreğim. Yürek dediğin sadece kalpten ibaret değildir. Göğüs kafesindir, soluk borundur, gözlerin ve kulaklarındır. Yüreğin seni taşıyan ayakların, düşmeni engelleyen kollarındır. Bedenine söz geçirebilecek kararlılığındır. Delikanlı adımların, ten kokun, ilk yumruğun ve kavgan, ilk yediğin dayağın, ergenlik sivilcelerin, elinin tersine gelen yeni sertleşmiş sakalın, gözlerindeki parıltılı gülüşün, insan sevgin, yaşama olan inancındır. Çoğu zaman kaybolmayan umutlarındır yüreğin. Cilalı sözlerindir bir yerlerden ezberleyip, ısıtıp ısıtıp sunduğun. Babanın her duyuşunda mest olduğu, annenin yarım ağız gülümsediği iri cümlelerindir. Sevme biçimlerinin çeşitliliğidir onu zengin kılan. Ne kadar emek verdiysen sevmelerinin çokluğuna, seni bırakmayan rehberin ve sadık yoldaşındır yüreğin...
İstanbul'un kalbinde geçiyor bu hikâye. Dışarıda nehir gibi akıp giden koca bir deniz... Üzerinden geçiyor onlarca araç, vapur, gemi dolusu binlerce insan... Herkese bir başka sergiliyor güzelliğini. Sonra akıp gidiyor zamanın durgunluğuna doğru. Bir yana kıvrılıp Haliç oluyor... Övgülerden, ilgilerden ve beklentilerden uzaklaşıp bir köşede bekliyor sükûnetle... Dingin bir denizden ayrılıp bir göl oluyor; akıntısız, dümdüz, sütliman ve güneşin saçaklarında çivit mavisine dönüyor suyunun rengi... Etrafında camiler ve kiliseler... Derin bir sessizlik bu... Kâh trafiğin azlığından kâh insanların sakinliğinden... Başını öne eğiyor, sevgi dolu çocukluğumun güler yüzlü insanlarının beldesi...
Elbette var sonsuz karanlıkta, sığınılacak bir liman Kim bilir onun adıyla, Kaç milyon yıl çalkalandı kaç umman Her şeyin hesabı kesin, rüzgâr vuslata esmekte Sırası gelen yelkenine, Beş metre bez kesmekte Kula kulluk etmeyenler, mutlu sadece o teknede Gideceği yerde dostun, Cemali beklemekte