Ne zaman umutlansa, hayata inançla tutunmaya ve güzel bir dünyanın hayalini kurmaya başlasa, sanki kirli bir el dokunuyor yüreğine, tüm duygularını talan edip gizlice çekiliyordu deliğine.
Sevmenin yanlış olduğunu öğretmişti sanki hayat ona. Paylaşmanın yanlış olduğunu... Özverinin yanlış, tutkuyla bağlanmanın, inanmanın, güvenmenin yanlış olduğunu...
kızla konuşmaya nasıl başlayacağını kurup dökerek yürüyor, içinden, yüreğinin oralardan bir heyecan kasırgası kopup geliyor, bu kasırganın akıntısında, uzaklara, bilemediği düşsel bir yaşama doğru sürükleniyordu.
Gazeteciler, bilimadamları,öğretmenler,öğrenciler,gariban emekçiler..Ülkede ne kadar düşünen ve konuşan insan varsa hepsinin kökü kazınıp atılmak isteniyor, tutuklamalar,işkenceler büyük bir aymazlık ve umursamazlık içinde ,fütursuzca sürüp gidiyordu.
Topraksızlık yüzünden köyünü terk edip şehirlere doluşan insanlara neden toprak verilmiyor, toprağı olsa bile imkânsızlık yüzünden onu işleyemeyen köylüye neden gübre verilmiyordu?