Şöyle bir cümleye denk geldim."sakın kendinizi geliştirip algı kapılarınızı sonuna kadar zorlamayın. Zira frekansınız yükseldikçe, o eski ve sığ 'cehalet mutluluktur' deyimi, bir temenniden ziyade kaçırılmış bir fırsat gibi yankılanmaya başlıyor." Hakikaten de böyle.
Hastalıklı bir toplumda yüksek bir farkındalığa, camdan bir kalbe ve keskin bir duyarlılığa sahip olmak; her gürültüyü çığlık, her adaletsizliği kişisel bir yara gibi hissetmektir. Bu durum, ruhun kendi kendini yediği sessiz bir kanserdir. Her şeyi gören gözlerin yorgunluğu, hiçbir şeyi fark etmeyenlerin huzuruyla asla takas edilemez; ama bazen bilmek, en ağır prangadır ve gerçekten de dünya hassas kalpler için cehennemdir.