Normalde daha çok deneme türünde eserler okurum; ancak son dönemde okuduğum romanlar arasında bu kitabı açık ara en etkileyici bulduğumu söyleyebilirim. Uzun süredir bir kitap incelemesi yazmamıştım fakat bu eserin, hakkıyla ele alınmayı fazlasıyla hak ettiğini düşündüğüm için kaleme aldım. Öncelikle eserin etkileyici yönü yalnızca olay örgüsünden ibaret değil. Sevginin anlaşılma ve yansıtılma biçimi, aynı duygunun fedakârlık ve kötülük gibi iki zıt formda tezahür edebilmesi; toplumun estetik kaygıları yüzünden bireyleri ötekileştirmesi ve karakterlerin kaçınılmaz kaderleri karşısında kıvranışı, yoğun subliminal mesajlarla örülü bir anlatı sunuyor.
Quasimodo’nun fiziksel çirkinliğiyle ruhunun saflığı, Yüzbaşı Phoebus’un yakışıklılığıyla karakterinin sığlığı arasındaki keskin karşıtlık, eserin verdiği en güçlü ahlaki derstir. Bunun yanı sıra Baş Diyakoz’un saplantılı sevgi anlayışı, Yılmaz Odabaşı’nın “Sevginin herkesten şikâyeti var” dizelerini anımsatıyor :) Bu yönüyle eser, toplumun yıpratıcı ve hatta öldürücü olabilen sevgi algısını çarpıcı biçimde yansıtıyor.
Ayrıca çingene unsuru üzerinden bir etnik kimliğin sistematik biçimde dışlanışına tanıklık ediyor; bu da romanın toplumsal eleştirisini daha evrensel ve sarsıcı bir boyuta taşıyor.
Bir solukta okuyacaksınız :)
İyi okumalar.