Emily ve Dave'in ani gelişen ölümüyle birlikte Apple Valley kasabasına bir hüzün çökmüştür, üstelik Emily ve Dave'in piyano çalmaya meraklı otistik oğulları Alex'e bakma görevi uzak bir şehirde iç mimarlık işiyle uğraşan teyzesi Tessa'ya kalmıştır. Emily ve Dave'in evi tam bir antika dükkanı gibi darmadağındır, yıllar hatta yüzyıllar öncesinden kalma eşyalar ve giysilerin olduğu bu evde Tessa'ya zor bir görev düşmektedir. Tessa bu görevin altından kalkamayacağını düşünerek Gertrude teyzesini de yardıma çağırır. Evi birlikte toparlayıp, en azından Alex'in acısını dindirmeye çalışırlar.
Tabi bu sırada okul aşkı Cade kasabanın şerifi olmuştur, Emily ve Dave'in güzel evinde gözü olan yan komşuları Zimmerman Tessa'yı ve ablasını evden çok fazla çöp çıkardıklarını ve etrafı kirlettiklerini bahane ederek şerife şikayet etmiştir, Tessa bu sürpriz karşılaşma sonrası okul yıllarına geri döner, ilk başlarda yüz vermese de ilk ve tek aşkı Cade gittikç yakışıklı bir genç adam olarak karşısına dikilince içinde tekrar kelebekler uçmaya başlar. Gertrude teyze bir evdeki antika eşyalar arasından bir meleği şerif Cade'e verir ve kasabanın sembolü olmasını ister. Cade bunu kabul eder ama ablası Ida bunu geri vermek ister ve kasabanın üzerindeki ölü toprağını atmak için bir parti düzenler. Bu partide meleği geri vereceklerini söyler, partide Tessa ile Cade yakınlaşmaya başlarlar ve tam heykel geri verilmek istendiğinde ortadan kaybolur ve asıl macera başlamış olur.
Kitabın 2. yarısı bana daha sürükleyici geldi, ilk yarısı tam bir gençlik kitabı tadındayken ve karakterlerin iç dünyalarını anlatırken bir anda hem romantik komedi hem maceraya evrildi konu. Adından da anlaşılacağı üzere tam bir kış mevsimi romanı olmuş, üzerinize battaniyenizi yorganınızı çekip yağmurlu soğuk bir kış