Şimdi size uzak bir coğrafyada geçen, hayali bir şey anlatacağım. Zamanın ve ülkenin birinde, devlette önemli bir bakanlıkta şube müdürlüğü yapan bir general varmış. Oturduğu koltuğu pek severmiş, hatta koltuğuna aşıkmış. Onu kaybetmek düşüncesi bile adama tahammül edilemez gelirmiş.
Koltuğunu kaybetmemek için ülkede ne kadar güçlü fikir ve grup varsa dahil olup onları destekler görünürmüş. Gerektiğinde milyonlar bile vererek makamını, koltuğunu korumaya kararlıymış. Öyle ya ona imrenerek bakan, iş yapması için, onayı için önünde boyun büken, yaptıkları işten elde ettikleri kârı onunla bölüşen insanları nasıl bırakabilirmiş? Bütün bunları kendisi de başkalarına yapıyormuş ama hiç sorun değilmiş, yeter ki koltuğundan onu ayırmasınlarmış…
Bi tanıdık geldi sanki, öyle mi? Yok canım o aklınızdan geçen değil, aman ha! Olay Rusya'da, hem de ikibinli yıllarda geçiyor, baş karakterimiz Arkadi Lvoviç Dulçikov. Neyse…derin bir soluk alabilirsiniz.
Kitabı daha önceden duymuşluğum yoktu ama sitede gezerken konusu bana Bulgakov kitaplarını anımsattı. Daha önce Mihail Bulgakov'un birkaç kitabını eklemiştim buraya. Yorumlarda kara mizah ve hicvi sevdiğimi belirtmiştim. Anımsatması boşa değilmiş, güzel bir yergiydi. Ama Bulgakov'un o kendine has mizahını yine tek geçerim.
Aziz Nesin'in de Koltuk diye bir hikayesi var ama konumuzla uzaktan yakından alakası yok.
Siz bu türü sever misiniz? Ya da yazarı daha önce okumuş muydunuz?