Herkese merhabalar…
Bugün sizlere Konak 1988 ile geldim.
İsmi ve kapağıyla beni başka bir zamana, belki de eski bir İstanbul konağının ağır havasına çağıran bu kitap, beklentimi tam olarak oradan karşılamasa da farklı bir yerden yakaladı.
Polisiye, aşk ve psikolojik gerilimin iç içe geçtiği bir anlatı var karşımızda. Kaçırılan kadınların ardındaki karanlığı çözme fikri oldukça çarpıcı; ancak bu güçlü konu yer yer daha derin işlenebilirmiş hissi bırakıyor. Özellikle Firuze ve Hümeyra arasındaki bağın, Firuze’nin geçmişinin ve motivasyonlarının biraz daha açılmasını isterdim. Aynı şekilde “Konak” kavramı da hikâyenin merkezinde gibi dursa da, mekânın ruhunu ve ağırlığını çok fazla hissedemiyoruz.
Romanın 1988 yılında geçtiğini bilmek güzel bir detay ama bu zamanı gerçekten solumayı isterdim. Dönemin İstanbul’u, sokakları, atmosferi hikâyeye daha çok yedirilebilirmiş. Anlatımın Onur ve Hümeyra’nın ağzından ilerlemesi ise okuru hikâyeye yaklaştıran bir tercih; fakat bazı ilişkiler ve olaylar daha yavaş ve katmanlı ilerlese, etki çok daha güçlü olabilirdi.
Dili sade ve akıcı; bir oturuşta okunabilecek, özellikle ağır okumaların ardından zihni yormayan bir kitap. Yer yer sansürsüz anlatım ve küfürlü dil beni rahatsız etse de, bu tercih karakterlerin dünyasını çıplak hâliyle sunma isteğinden kaynaklanıyor gibi duruyor. Baskıdaki bazı hatalar da göze çarpıyor; umarım ilerleyen baskılarda bunlar düzeltilir.
Konak 1988, edebi derinlik arayan okurdan ziyade, temposu yüksek, kolay okunan ve ters köşeli bir hikâye arayanlara hitap ediyor. Daha fazlası olabileceğini hissettiren ama yine de okurunu merakta tutmayı başaran bir roman.
Benim için “iyi bir fikir, daha derin bir anlatımı hak ediyor” dedirten kitaplardan biri oldu.
Kitapla Kalın.