Sön, kısacık mum sön! Ömür yürüyen bir gölge. İnsan zavallı bir kukla ki sahnede salınıp çırpınarak saatini dolduruyor. Sonra bir daha da adı duyulmuyor.
To show an unfelt sorrow is an office Which the false man does easy.
Hissetmediği bir acıyı göz önüne sermeye çalışmak sahte bir insanın kolayca yaptığı bir şeydir.
Where we are,
There's daggers in men's smiles: the near in blood,
The nearer bloody.
Bu yerdeki adamların gülümsemelerinde hançerler saklı: kana ne kadar yakınsak, kan dökmeye de o kadar yakınız demektir.
But in these cases
We still have judgement here; that we but teach
Bloody instructions, which being taught, return
To plague th' inventor.
This even-handed justice
Commends th' ingredience of our poison'd chalice
To our own lips.
Fakat bu durumlarda hâlâ hüküm veririz: verdiğimiz kanlı öğütler, öğretildikçe sahibine geri dönüp onu öldürücü belâlarla boğar. Adaletin terazisi, zehir dolu kadehimizin zehrini nihayet bize içirir.