Memleket Yollarında (1940 - 1980)Lemanser Sükan

·
Okunma
·
Beğeni
·
40
Gösterim
Adı:
Memleket Yollarında (1940 - 1980)
Baskı tarihi:
2010
Sayfa sayısı:
504
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789944020626
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Alp Yayınları
Batıda 18. yüzyılda, bizde ise Tanzimat’tan sonra yazılmaya başlayan anı türü, o devirleri çeşitli açılardan araştıranlara da bilgi verici ve yol gösterici olur.

Ziya Paşa’nın Defter-i Amâl’i, Ahmet Rasim’in Falaka’sı, Halit Ziya Uşaklıgil’in Edebi Hatıralar’ı, Falih Rıfkı Atay’ın Zeytindağı ve özellikle Çankaya adındaki yapıtları yazın hayatımızda önemli belgeler sayılır.

Yakın dönemde Altan Öymen’in “Bir Dönem Bir Çocuk”, “Öfkeli Yıllar”, “Değişim Yılları” adlı anı kitapları; bir Cumhuriyet Valisi olan Aydemir Ceylan’ın “Bir İhtilal Bir Darbe Arasında 20 Yıl” isimli anıları, Şeref Bakşık’ın “CHP ile Bir Ömür”, Hanefi Avcı’nın halen tartışılan “Haliç’te Yaşayan Simonlar” gibi kitaplar da yazıldıkları döneme ışık tutan kitaplardır.

Anı kitapları, yazıldığı döneme objektif bakılabildiği ölçüde önem taşır. Eğer yazar, tarihsel olayları çarpıtma, kendi dünya görüşünü, duygularını, subjektif bir anlayışı sergilemek eğilimindeyse, bu o dönemin tarihsel olgularıyla çelişeceği için yazılanlar değersizleşir.

Lemanser Sükan’ın yazdıkları bir özyaşam öyküsü. Bu öykünün içinde annesi, babası, ağabeyi, kardeşleri, eşi, eşinin ailesi ve çocukları var.

Okuduğu okullar, okul arkadaşları, öğretmenleri, müdürleri var.

Çalıştığı okullar, öğrencileri, öğretmen arkadaşları ve diğer yöneticiler var.

Çoğunlukla anı kitaplarında –hele de yazar toplumcu bir görüşe sahipse- kendi özyaşamsal öyküsünü ikinci plana atarak, yaşadığı dönemin toplumu etkileyen olaylarını ön plana çıkartır. Bu tür anı kitapları daha sonraki yıllarda tarihçilere, toplumbilimcilere faydalı bilgiler içerir.

Lemanser Sükan kendi yaşadıklarını, kendi yakın çevresini birinci planda ele almış. Doğal olarak bunları anlatırken o dönemlerde var olan yönetsel anlayış, ülkenin sosyal ve ekonomik ve siyasal durumu da anlatılıyor. Ancak kitapta, bir öğretmen-memur ailesi olan “Sükan Ailesi”nin çektiği sıkıntılar, yurdun bir ucundan başka bir ucuna savrulmaları, bölünmeleri ön plana çıkarılıyor.

Lemanser Sükan yoksul bir ailenin kızıdır. Zeki ve hırslıdır. Öğrenim hayatı boyunca hep en başarılı olma tutkusu içindedir. Köyünde ilkokulu bitirdikten sonra öğretmeninin yardımıyla girdiği Arifiye Köy Enstitüsü’nü daha sonra Kızılçullu ve Beşikdüzü’nde de okuyarak bitirir. Bozüyük’ün Karaağaç köyünde başladığı öğretmenliğine iki yıl sonra Bozüyük merkezde devam eder. Daha sonra Bilecik Çocuk Kütüphanesi öğretmeni olarak çalışırken Gazi Eğitim Enstitüsü Pedegoji Bölümü’ne girer. Orayı bitirince Tokat Öğretmen okulu, Erzurum Nene Hatun Kız Öğretmen Okulları’nda meslek dersleri öğretmeni; Suşehri Lisesi’nde Türkçe Öğretmeni olarak çalışır. Oradan tekrar Erzurum’daki eski okuluna, 1973’te Ankara Yunus Emre Ortaokulu’na atanır. 1974 – 1979 yılları arasında Edirne Kız Öğretmen Okulu ve İki Yıllık Eğitim Enstitüsü’ne öğretmenlik, müdürlük; Kastamonu Cide İlçesi İlyasbey Köyü Ortaokulu’nda ve Buca Eğitim Enstitüsü’nde öğretmenlik yaptıktan sonra Bursa Rehberlik ve Araştırma Merkezi’nden emekliye ayrılır.

Lemanser Sükan Türkiye Öğretmenler Sendikası (TÖS) ve Türkiye Öğretmenler Birleşme ve Dayanışma Derneği (TÖB-DER) üyesi, sol eğilimli, Atatürk İlke ve Devrimlerini savunan bir öğretmendir. Yine, Tokat Öğretmen Okulu’nda öğretmenken tanışıp evlendiği Beden Eğitimi Öğretmeni Faruk Sükan da devrimci ve çevreci kimliğiyle tanınan, bisikletiyle tüm Türkiye’yi ve Avrupa’yı dolaşmış, kayak ve dağ sporlarıyla ün yapmış bir öğretmendir.

Bu iki öğretmen de, ezberci, körü körüne itaati hedefleyen çağdışı eğitim ve öğretime karşı çıkmışlar; bu tür eğitimi uygulayanlara karşı, aklı egemen kılan, soru soran, laik Atatürk Cumhuriyeti’ni koruyan ve kollayan bir eğitim sistemini savunarak uygulamaya çalışmışlardır. Bu nedenle de şoven milliyetçiliği savunan; inancı, eleştirel akıldan üstün tutan dönemin yöneticileri tarafından aile bütünlükleri bozularak sürekli sürgüne gönderilmişlerdir.

Lemanser Sükan çalıştığı öğretmen okullarında, eğitim enstitülerindeki öğrencilerine şöyle seslenmektedir:

“Sizden istediğim kimseyi ezmeyin. Kimseye de kendinizi ezdirmeyin. Hak ve özgürlüğünüzü korurken, öncelikle başkalarının hak ve özgürlüklerini düşünün. Tüm insanları sevin. Yalnız iyilerle kötüleri ayırmayı öğrenin. İyileri örnek alın, kötüleri de ibret olarak değerlendirin. Asla kötü olanlara düşman olmayın. Onları da iyi olmaya yöneltin. Kötülerden etkilenmeyin, onları siz etkileyin. Öğretmen, tüm insanları sevebilecek güçte, gönlü sevgi dolu, kafası iyiye, güzele, doğruya açık kişidir. Tümünüzün bu özellikleri taşıyan birer öğretmen olmanızı candan dilerim.”

Kitap ekinde 37 belge fotokopisine ve 82 fotoğrafa yer verilmiş. Ancak bu belgelerin çoğu kitabın içinde de aynen yazılmış. Bu ise kitabı gerekli olmayan belgelerle boğmuş.

Yazar kitabında, üçüncü şahısları ilgilendirmeyen, sadece kendini ve aile bireylerini ilgilendiren, hatta sır olarak kalması gereken bazı konulara da yer vermiş. Bu ise ülkede –özellikle eğitim-öğretim topluluğunda çoğu kişi tarafından tanınan eşiyle ilgili, zihinlerde soru işaretleri takılmasına neden olmuş.

Yazar, gerek öğrenciliği, gerekse öğretmenliği ve idareciliği sırasında birebir tanıdığı kişilerle ilgili kesin yargılarda bulunmaktan kaçınmamış. Örneğin, çalıştığı ilin valisinin bir siyasi partinin açıkça destekleyicisi olduğunu, aynı okulda beraber çalıştığı öğretmen arkadaşlarının yetersizliklerini isim vererek açıkça yazmış.

Türkiye’nin yakın tarihinde olan bazı önemli olaylara tanıklığını da anlatan Lemanser Sükan, bu olaylar karşısındaki duygu ve düşüncelerini açık yüreklilikle ortaya koymuş.

Örneğin 27 Mayıs’tan sonra Demokrat Parti yöneticilerinin yargılandığı Yassıada Mahkemeleri’ni nasıl izlediğini, orada savunma yapan eski bakanların söylediklerini, davranışlarını, mahkeme başkanı Salim Başol’un tutumunu kendine özgü bir dille anlatmış.

İnsan, kitabın bazı bölümlerinde, örneğin yazar Cide’nin İlyasbey Köyü’ndeki yaşamını anlatırken, birdenbire Reşat Nuri Güntekin’in Çalıkuşu’nu ve Zeyniler Köyü’nü anımsıyor. Ama kitabın hemen hemen bütününde aşk ve gönül ilişkileriyle ilgili bir duygusallığa yer verilmemiş. Lemanser Sükan hep eleştirel aklı, duygularının önünde tutmuş.

Kitap, Türkiye’nin siyasal, kültürel ve toplumsal tarihinden bir dönemi irdelemesi açısından önem taşıyor. Özellikle son yarım asırlık eğitim tarihimize ışık tutuyor.

Kitabı eğitim, öğretim dünyasında çalışanların ilgiyle okuyacağını umuyorum.
Kitaba henüz inceleme eklenmedi.
Kitaba henüz alıntı eklenmedi.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Memleket Yollarında (1940 - 1980)
Baskı tarihi:
2010
Sayfa sayısı:
504
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789944020626
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Alp Yayınları
Batıda 18. yüzyılda, bizde ise Tanzimat’tan sonra yazılmaya başlayan anı türü, o devirleri çeşitli açılardan araştıranlara da bilgi verici ve yol gösterici olur.

Ziya Paşa’nın Defter-i Amâl’i, Ahmet Rasim’in Falaka’sı, Halit Ziya Uşaklıgil’in Edebi Hatıralar’ı, Falih Rıfkı Atay’ın Zeytindağı ve özellikle Çankaya adındaki yapıtları yazın hayatımızda önemli belgeler sayılır.

Yakın dönemde Altan Öymen’in “Bir Dönem Bir Çocuk”, “Öfkeli Yıllar”, “Değişim Yılları” adlı anı kitapları; bir Cumhuriyet Valisi olan Aydemir Ceylan’ın “Bir İhtilal Bir Darbe Arasında 20 Yıl” isimli anıları, Şeref Bakşık’ın “CHP ile Bir Ömür”, Hanefi Avcı’nın halen tartışılan “Haliç’te Yaşayan Simonlar” gibi kitaplar da yazıldıkları döneme ışık tutan kitaplardır.

Anı kitapları, yazıldığı döneme objektif bakılabildiği ölçüde önem taşır. Eğer yazar, tarihsel olayları çarpıtma, kendi dünya görüşünü, duygularını, subjektif bir anlayışı sergilemek eğilimindeyse, bu o dönemin tarihsel olgularıyla çelişeceği için yazılanlar değersizleşir.

Lemanser Sükan’ın yazdıkları bir özyaşam öyküsü. Bu öykünün içinde annesi, babası, ağabeyi, kardeşleri, eşi, eşinin ailesi ve çocukları var.

Okuduğu okullar, okul arkadaşları, öğretmenleri, müdürleri var.

Çalıştığı okullar, öğrencileri, öğretmen arkadaşları ve diğer yöneticiler var.

Çoğunlukla anı kitaplarında –hele de yazar toplumcu bir görüşe sahipse- kendi özyaşamsal öyküsünü ikinci plana atarak, yaşadığı dönemin toplumu etkileyen olaylarını ön plana çıkartır. Bu tür anı kitapları daha sonraki yıllarda tarihçilere, toplumbilimcilere faydalı bilgiler içerir.

Lemanser Sükan kendi yaşadıklarını, kendi yakın çevresini birinci planda ele almış. Doğal olarak bunları anlatırken o dönemlerde var olan yönetsel anlayış, ülkenin sosyal ve ekonomik ve siyasal durumu da anlatılıyor. Ancak kitapta, bir öğretmen-memur ailesi olan “Sükan Ailesi”nin çektiği sıkıntılar, yurdun bir ucundan başka bir ucuna savrulmaları, bölünmeleri ön plana çıkarılıyor.

Lemanser Sükan yoksul bir ailenin kızıdır. Zeki ve hırslıdır. Öğrenim hayatı boyunca hep en başarılı olma tutkusu içindedir. Köyünde ilkokulu bitirdikten sonra öğretmeninin yardımıyla girdiği Arifiye Köy Enstitüsü’nü daha sonra Kızılçullu ve Beşikdüzü’nde de okuyarak bitirir. Bozüyük’ün Karaağaç köyünde başladığı öğretmenliğine iki yıl sonra Bozüyük merkezde devam eder. Daha sonra Bilecik Çocuk Kütüphanesi öğretmeni olarak çalışırken Gazi Eğitim Enstitüsü Pedegoji Bölümü’ne girer. Orayı bitirince Tokat Öğretmen okulu, Erzurum Nene Hatun Kız Öğretmen Okulları’nda meslek dersleri öğretmeni; Suşehri Lisesi’nde Türkçe Öğretmeni olarak çalışır. Oradan tekrar Erzurum’daki eski okuluna, 1973’te Ankara Yunus Emre Ortaokulu’na atanır. 1974 – 1979 yılları arasında Edirne Kız Öğretmen Okulu ve İki Yıllık Eğitim Enstitüsü’ne öğretmenlik, müdürlük; Kastamonu Cide İlçesi İlyasbey Köyü Ortaokulu’nda ve Buca Eğitim Enstitüsü’nde öğretmenlik yaptıktan sonra Bursa Rehberlik ve Araştırma Merkezi’nden emekliye ayrılır.

Lemanser Sükan Türkiye Öğretmenler Sendikası (TÖS) ve Türkiye Öğretmenler Birleşme ve Dayanışma Derneği (TÖB-DER) üyesi, sol eğilimli, Atatürk İlke ve Devrimlerini savunan bir öğretmendir. Yine, Tokat Öğretmen Okulu’nda öğretmenken tanışıp evlendiği Beden Eğitimi Öğretmeni Faruk Sükan da devrimci ve çevreci kimliğiyle tanınan, bisikletiyle tüm Türkiye’yi ve Avrupa’yı dolaşmış, kayak ve dağ sporlarıyla ün yapmış bir öğretmendir.

Bu iki öğretmen de, ezberci, körü körüne itaati hedefleyen çağdışı eğitim ve öğretime karşı çıkmışlar; bu tür eğitimi uygulayanlara karşı, aklı egemen kılan, soru soran, laik Atatürk Cumhuriyeti’ni koruyan ve kollayan bir eğitim sistemini savunarak uygulamaya çalışmışlardır. Bu nedenle de şoven milliyetçiliği savunan; inancı, eleştirel akıldan üstün tutan dönemin yöneticileri tarafından aile bütünlükleri bozularak sürekli sürgüne gönderilmişlerdir.

Lemanser Sükan çalıştığı öğretmen okullarında, eğitim enstitülerindeki öğrencilerine şöyle seslenmektedir:

“Sizden istediğim kimseyi ezmeyin. Kimseye de kendinizi ezdirmeyin. Hak ve özgürlüğünüzü korurken, öncelikle başkalarının hak ve özgürlüklerini düşünün. Tüm insanları sevin. Yalnız iyilerle kötüleri ayırmayı öğrenin. İyileri örnek alın, kötüleri de ibret olarak değerlendirin. Asla kötü olanlara düşman olmayın. Onları da iyi olmaya yöneltin. Kötülerden etkilenmeyin, onları siz etkileyin. Öğretmen, tüm insanları sevebilecek güçte, gönlü sevgi dolu, kafası iyiye, güzele, doğruya açık kişidir. Tümünüzün bu özellikleri taşıyan birer öğretmen olmanızı candan dilerim.”

Kitap ekinde 37 belge fotokopisine ve 82 fotoğrafa yer verilmiş. Ancak bu belgelerin çoğu kitabın içinde de aynen yazılmış. Bu ise kitabı gerekli olmayan belgelerle boğmuş.

Yazar kitabında, üçüncü şahısları ilgilendirmeyen, sadece kendini ve aile bireylerini ilgilendiren, hatta sır olarak kalması gereken bazı konulara da yer vermiş. Bu ise ülkede –özellikle eğitim-öğretim topluluğunda çoğu kişi tarafından tanınan eşiyle ilgili, zihinlerde soru işaretleri takılmasına neden olmuş.

Yazar, gerek öğrenciliği, gerekse öğretmenliği ve idareciliği sırasında birebir tanıdığı kişilerle ilgili kesin yargılarda bulunmaktan kaçınmamış. Örneğin, çalıştığı ilin valisinin bir siyasi partinin açıkça destekleyicisi olduğunu, aynı okulda beraber çalıştığı öğretmen arkadaşlarının yetersizliklerini isim vererek açıkça yazmış.

Türkiye’nin yakın tarihinde olan bazı önemli olaylara tanıklığını da anlatan Lemanser Sükan, bu olaylar karşısındaki duygu ve düşüncelerini açık yüreklilikle ortaya koymuş.

Örneğin 27 Mayıs’tan sonra Demokrat Parti yöneticilerinin yargılandığı Yassıada Mahkemeleri’ni nasıl izlediğini, orada savunma yapan eski bakanların söylediklerini, davranışlarını, mahkeme başkanı Salim Başol’un tutumunu kendine özgü bir dille anlatmış.

İnsan, kitabın bazı bölümlerinde, örneğin yazar Cide’nin İlyasbey Köyü’ndeki yaşamını anlatırken, birdenbire Reşat Nuri Güntekin’in Çalıkuşu’nu ve Zeyniler Köyü’nü anımsıyor. Ama kitabın hemen hemen bütününde aşk ve gönül ilişkileriyle ilgili bir duygusallığa yer verilmemiş. Lemanser Sükan hep eleştirel aklı, duygularının önünde tutmuş.

Kitap, Türkiye’nin siyasal, kültürel ve toplumsal tarihinden bir dönemi irdelemesi açısından önem taşıyor. Özellikle son yarım asırlık eğitim tarihimize ışık tutuyor.

Kitabı eğitim, öğretim dünyasında çalışanların ilgiyle okuyacağını umuyorum.

Kitap istatistikleri