Sonunda Raymond Williams 'ın Modern Trajedi kitabını bitirdim. Kitap bana farklı pencereler açtı. Bu anlamda ufkumu genişletti diyebilirim.
Yazar, Antik Yunan'dan itibaren günümüze kadar değişen trajedi anlayışlarını ele alıyor.
Şöyle ki: Antik Yunan'da trajedide temel sorun, insanın kaderle (moira) olan savaşıdır. Kahramanın bir kusuru vardır. O kötü bir insan değildir. Aksine soylu ve erdemlidir. Ancak bir "yargı hatası" veya "karakter kusuru" yüzünden felakete sürüklenir. Kahraman ne kadar çabalarsa çabalasın, tanrıların veya kaderin çizdiği yoldan kaçamaz. (Örn: Kral Oedipus'un kaderinden kaçmaya çalışırken ona doğru koşması gibi) İzleyici, sahnede kahramanın başına gelenleri izlerken "korku ve acıma" duyguları aracılığıyla ruhsal bir arınma yaşar. Toplumun sesini, vicdanı ve geleneği temsil eden koro, olayları yorumlar ve ahlaki bir çerçeve sunar.
Rönesans ile birlikte odak noktası gökyüzünden (tanrılar/kader) yeryüzüne (insan zihni/irade) iner. Shakespeare bu dönemin zirvesidir. Felaket artık kaçınılmaz bir kaderden değil, kahramanın kendi seçimlerinden ve tutkularından doğar. Macbeth'i yıkan "kader" değil, kendi hırsıdır. Othello'yu yıkan ise kendi kıskançlığıdır. Antik trajedide kahraman dışsal bir güçle (kader) savaşırken, Rönesans kahramanı kendi kendisiyle savaşır. "Olmak ya da olmamak" tam olarak bu içsel bölünmenin sesidir. Trajedi artık dini bir tören değil, politik ve felsefi bir sorgulama alanıdır. Saray entrikaları, iktidar hırsı ve intikam gibi dünyevi konular ön plandadır.
Yazar, kitabında modern trajik edebiyatı incelemeye başlar. Liberal trajedi oluşumunda önce Ibsen'i ele alır. Ibsen'in modern bireyin ahlaki uyanışını sahnelerken trajediyi bireysel kopuşa indirgemesini eleştirir. Miller ise sıradan insanın toplumsal koşullar içinde onur