Kitap, edebi anlamda değil ama ele alınan hikâyenin ilginçliği ile beni etkiledi. Kitabın yazarı olan Dr. Fahrettin Er kendi hayatı üzerinden Moris Şinasi'nin hayatını anlatmış. Kısaca şöyle ki:
Fahrettin Er (yazar), Manisalı. Küçükken zatürreye yakalanıyor. Manisa'da ünlü bir doktora gidiyorlar ve o doktor onunla çok ilgileniyor ve hastane bulana kadar evinde misafir ediyor.(Doktor Melahat Uslu - Türkiye'nin ilk kadın başhekimi-) Ardından Moris Şinasi Hastanesinde boş yer bulununca çocuğu oraya sevk ediyor. Bu şekilde çocuk iyileşiyor. Annesi de çocuğa sürekli Dr. Melahat ve Moris Şinasi Hastanesi olmasaydı sen ölürdün, diyor. Bu söz de çocuğun aklında yer ediyor. Yazar büyüyüp doktor olunca memleketi Manisa'ya geliyor ve bir gün tesadüf ki Dr. Melahat'le karşılaşıyor. Derken Moris Şinasi meselesi açılıyor ve hikayeye yeni bir biyografi ekleniyor. Moris Şinasi aslen Seferat Yahudisi ve Manisa'da doğmuş fakir bir adam. Bu adam bir gün hastalanıyor ve gittiği hastanede tedavi olduktan sonra fakir olduğu için para almıyorlar. Gel zaman git zaman Manisa'da yaşam zorlaşınca genç yaşta önce Mısır'a ardından da Amerika'ya gidiyor. Orada ise Manisa'da öğrendiği tütüncülükle sigara fabrikası kuruyor ve zengin oluyor. Vefatı sonrasında ise vaisyeti üzerine o dönem çok ciddi bir meblağ ile Manisa'ya hastane yaptırıyor. Bunun yanında hastaneye gelir olması için Amerika'daki Morgan Stanley bankasına nakit bağışlıyor. Hastane uzun yıllar (1933-2018) imkânı olmayanlara ücretsiz sağlık hizmeti veriyor. Kitap bu iki yaşam öyküsü üzerine kurgulanmış ama kitapta beni asıl çeken yazarın araştırmayı yaparken kurduğu bağlantılar ve ilginç tesadüfler oldu. Yazar, çok girişken ve Moris Şinasi üzerine araştırma yaparken bağlantıları çok kuvvetleniyor. Morgan Stanley müdür yardımcısı ile