Hadi bakalım, üçüncüde keramet vardır diye üçüncü kitaba başladım.
Üçüncü kitap, ilk iki kitaba kıyasla çok daha sürükleyici ve heyecanlı ilerledi. Kızlar birbirine yakınlaşmaya başlasa da her biri kendi özel hayatı ve kendi sorunlarıyla baş etmekle meşgul; dizideki gibi tam anlamıyla kenetlenmiş bir arkadaş grubu olmaktan hâlâ uzaklar. Zira A, her birinin hayatını ayrı biçimlerde mahvetme konusunda epey yol kat etmiş durumda. İlk iki kitapta okuduğumuz ve etkisini pek hissetmediğimiz A'nın tehditleri artık ciddi bir hal almaya ve birer birer gerçekleşmeye başlıyor.
Öte yandan Aria ile Ezra'nın ilişkisi üçüncü kitapta daha da ürpertici bir hal alıyor; resmen yasadışı bir ilişkinin detaylarını okuyoruz. Ama şunu söylemek istiyorum, tamamen kendi hislerime dayanarak: bence yazar da Ezra'yı pek sevmiyor. Onu betimlerken çok ilginç sıfatlar ve anlatımlar kullanıyor; neredeyse bizi Ezra'dan iğrendirmeye, Aria'nın Ezra'ya olan duygularının aslında o ergenlik salaklığından ibaret olduğunu ve Ezra'nın gerçek bir groomer olduğunu bize anlatmaya çalışıyor gibi. Ama bilemiyorum, belki de öyle bir şey söz konusu değildir. Belki de tamamen kendi hislerimi yansıtıyorumdur.
Bir de şunu ekleyeyim: bu seriye dair çeşitli yorumlarda hep Ezra'nın Aria ile ilişkisi yüzünden hapse girdiğini duymuştum. Oysa kitapta hiç de öyle bir şey olmuyor. Şikâyet ediliyor, evi basılıyor, kapı kırılıyor, üstelik Aria ile yatakta yakalanıyor; ama Aria şikâyetçi olmadığı için Ezra'ya hiçbir şey olmuyor. Gerisini siz düşünün.
Bir de Emily'nin ailesi durumu var... Aile korkunç derecede homofobik eylemler sergilerken Emily'nin bütün bunlara karşı o pasif, sıkıcı duruşu açıkçası okurken beni yerlerde yuvarlandırdı. Üstüne bir de ailenin gözü dönmüşçesine kendi kızlarının psikolojisini, hatta insanlığını