Üç arkadaşın bir hafta tatil için gittikleri terk edilmiş apartman, zamanın acımasız izlerini taşıyordu. Dökülen sıvalar, paslanmış demirler, kırık camlar... Her köşesinde geçmişin hayaletleri fısıldıyordu sanki. Tunç'un annesinin yıllar önce vefat eden kadının hayalini görmesi ve bu durumdan etkilenerek oradan taşınmaları, bu ürkütücü atmosfere ayrı bir gizem katıyordu. Sekiz yıl sonra, Tunç'un arkadaşlarıyla birlikte aynı eve dönmesi ise merak uyandırıcıydı. Acaba bu nostaljik yolculukta onları neler bekleyecekti?
Gün batımının kızıllığı apartmanın üzerine çökerken, üç arkadaş etrafı keşfetmeye başladılar. Bahçede yabani otlar diz boyu olmuş, merdivenler çökmüş, duvarlar grafitiyle dolmuştu. İçeriye girdiklerinde ise ürpertici bir sessizlik karşıladı onları. Tozlu mobilyalar, yırtık perdeler, örümcek ağlarıyla kaplı tavanlar... Ev, adeta unutulmuş bir hatıra gibiydi. Akşam olduğunda, yorgun argın eve döndüler.
Koskoca apartmanda sadece Sevinç teyze ve Necdet amca yaşıyordu. Ancak bu iki yaşlı insan, Tunç'a hiç de samimi gelmemişti. Tunç'un yıllar önce yaşanan bu travmatik olaya rağmen arkadaşlarını o eve getirmesi ise sorgulanması gereken bir konuydu. Belki de geçmişle yüzleşmek, arkadaşlarına o karanlık anıları göstermek istemişti.
Seçkin'in rüyası ise herkesi derinden etkilemişti. Sevinç teyze ve Necdet amca'nın öldüğünü görmesi, gerilimi daha da artırmıştı. Elektrikler kesilince evden çıkmak istediler ama başaramadılar. Tunç, Sevinç teyzeden mum almak için gittiğinde "Necdet amca nerede?" diye sordu. Aldığı cevap ise "Televizyon izliyor" oldu. Bu durum, herkesin kafasını karıştırdı. Elektrikler kesikken televizyon nasıl izlenebilirdi ki?
Tüm bu gizemli olaylar ve ürkütücü atmosfer, okuyucuyu adeta büyülüyordu. Gerilim, sayfa boyunca tırmanıyor ve merak