Nefes

8,5/10  (4 Oy) · 
6 okunma  · 
3 beğeni  · 
408 gösterim
Röportajlarıyla tanıdığımız Nuriye Akman, sorgulayıcı üslubunu bu kez edebiyata taşıyor. Mekân, Güneydoğu Anadolu’da kayıp bir köy. Kahramanlar, Sırrı, babalığı Gaffar, analığı Tâbende ve Amerikalı Jonathan. Ağaçlara, rüzgâra, böceklere sevdalı Sırrı, köydekilerin anlayabileceği düzgün tek bir cümle kuramıyor, ama yüreği dünyanın bütün dillerinden sözcüklerle dolu. Köyün gassali Gaffar, Sırrı’ya ölüm hikâyeleri anlatıyor ve asla birleşemediği sevdalısı Tâbende’yle onun üzerinden konuşuyor. Sırrı, köyün ebesi analığı Tâbende’den de doğum hikâyeleri dinliyor. Bu gizemli üçlüye, yeryüzündeki ölmüş dilleri bile bilen bir dilbilimci katılıyor. Akman, röportajlarında gösterdiği cesareti kendini sorgularken de gösteriyor. Kendisi üzerinden insanoğlunun derinlerine dalıyor ve bu arayıştan eli boş dönmüyor.Öyle bir hikaye çıkarıyor ki dipten, karanlığında kalmış, labirentlerinde takılmış, derinliğinde boğulmuş “insandaşlarına” kendi tıkanıklıklarını açma umudu veriyor.
“Nefes” alışageldiğimiz bir dille kaleme alınmamış. Şeffaflıkla ketumluğun kesiştiği yerde duruyor. Sırrını tam “faş ederken” vazgeçiyor. Bir masal gibi akarken birden gerçekliğin duvarına çarpıyor, geri dönüp yeniden masal diline bürünüyor. “Nefes”te kişiler, sözler, olaylar, duygular tıpkı dalgalar gibi üzerinize gelirken, birden geri çekiliyor. Akman, olmanın ölmeye kayışını izletirken, birden yön değiştirip okuru, ölmenin olmaya varışına getirip bırakıyor. “Nefes” inancının rengine, idrakinin derinliğine ve hatta ölü mü canlı mı olduğuna bakmıyor insanın. Kollarını herkesin ve herşeyin boynuna doluyor ve insanı, “tüm akrabalarını” tanımaya çağırıyor.“Nefes” ölü ya da diri tüm dillerin penceresinden baktığında gördüğü varoluş manzarasını anlatıyor. “Dil, gerçeği taşıyamayacak kadar güçsüz, bunu iddia edecek kadar zalimdir” diyor. Çünkü bir şeye ad vermenin onu öldürmek olduğu düşüncesinden hareket ediyor. Kelimelerin dili yerine gönül dilini öğrenmeyi öneriyor. Akman, sanki “Hayat tek bir nefesten ibarettir” diyor. Doğarken alınan ve ölürken verilen tek bir nefes. Akman’a göre dünya her nefeste yeniden yaratılıyor. Her an ölüyor ve diriliyoruz. Her an mucizelerle dolu, görmeyi istemek şartıyla herkese açık. Ayrıca nefes bir büyücü. Onu iyi kullanarak insan her şeyi yapabilir. Tek şart: saflaşmak. Herhangi bir kategori içine sokulamayacak, şaşırtıcı bir roman.
  • Baskı Tarihi:
    Ekim 2004
  • Sayfa Sayısı:
    317
  • ISBN:
    978-975-293-265-4
  • Yayınevi:
    Doğan Kitap
  • Kitabın Türü:
Mehmet Y. 
09 Tem 2015 · Kitabı okudu · Puan vermedi

Kara
kediyi hiç sevmemiştim ilk başlarda ama sonra haneden biri oluverdi.
Biri ilk nefeste orada bulunan bir kadın;diğeri son nefeste orada bulunan
bir adam(ebe-gassal) ve ilk nefesten son nefese kadar saklanan,suskunluğun
büyüsüne bırakan musadduk bir aşk…kurgu çok iyiydi bence…
Kitaba önyargılı başladım. Sayın Akman için mülakat tamamdı ama romancılığını tahmin
edemiyordum. Fakat itiraf etmeliyim ki, ilk denemesi gayet iyi olmuş; umarız romancılığa devam eder...