Öncelikle kitap hakkında bir inceleme bulunmaması, bu yazıyı kaleme almamda büyük bir rol oynadı. Tanıtım bülteni/kapak bilgisi haricinde, kitabı okurken hissettiğim duyguları ve fikirlerimi dilim döndüğünce anlatacağım bu yazı umarım okuyanlar için yararlı olur. Sürç-i lisan edersek şimdiden affola…
Kitabın okunma sayısının bir hayli düşük olması çok üzücü. Elimdeki kitap, yaklaşık olarak 335 sayfa civarı olup 2018 yılında basılmış. Editöryal açıdan kitabın dış kapak resmi, baskı renkleri ve iç tasnifi oldukça iç açıcı, gayet şık duruyor. Bunu söylemeden geçmek istemedim. Kitabın müellifi uzun yıllar arşivcilik yapmış, tarih ile iç içe olmuş bir isimmiş. Açıkçası hakkında fazla bilgim yok, araştırma gereği de duymadım. Kitap ile devam edecek olursak toplam dokuz bölümden oluşması manidar ve çok hoş bir detay olmuş. Giriş bölümünde kısaca mitolojiden ve bu bağlamda Oğuzname’nin öneminden bahsedilip daha sonra Oğuz Han/Kağan ve destanları (versiyonları) hakkında anlatım sürdürülüyor. Yazar, burada bir kaynaktan sunduğu Oğuzname’yi kısımlara ayırarak işliyor. İkinci bölüm de bu şekilde tamamlandıktan sonra üçüncü bölümde farklı bir eser içinde bulunan Oğuzname versiyonuyla (Şecere-i Terakime) anlatıma devam ediyor. Dördüncü bölümde destanla alakalı bazı bilgiler, değerlendirmeler ve çıkarımlara yer veriliyor ki çok kıymetli bir kısım olduğunu düşünüyorum. Beşinci bölüme gelindiğinde, Uygurca Oğuz Destanı’nın bugünkü Türkçeye tercümesi yapılarak yine kısımlara ayrılmış vaziyette anlatımını görüyoruz. Altıncı ve yedinci bölümlerde Alp Er Tonga Destanına ve Dede Korkut hikâyelerine yer veriliyor. Kitabın işlediği konusu ile doğrudan alakası olmayan bu kısımlar, yazarın ifadesiyle Oğuzname’yi çağrıştırdıkları için kitaba alınmış. Bir yönüyle hoşuma gitti lakin kitaba dâhil