Hayatın insan karşısına çıkardığı belli olayların sonucunda hissedilen duygular insanlara sahip oldukları yaşamı sorgulatırken zaman zaman kendilerine şu soruyu sorar hale getirir; Bu hayatın böyle olacağını bilseydim dünyaya gelmeyi seçer miydim? Bu sorguyu yaparken gözden kaçırılan en büyük ayrıntı ise, bu sorguyu yaparken hayatı çoktan deneyimlemiş olduklarıdır.
Ana karakterimiz Renate diğer biyorobotlardan farklı olarak duygularının farkında olarak dünyaya gelirken, dünya üzerindeki tüm canlılardan farklı olarak da kendisine sunulan seçim şansı sayesinde var olmayı seçmiştir. Varoluşundan önce vermiş olduğu bu karar, hayatın içine atıldığında deneyim sahibi olmadan önce karara varmanın ne kadar kolay olduğunu ona fark ettirirken sahip olduğu bu ayrıcalıkla içinde bulunduğu sınıf ayrımının ve toplumsal düzenin adaletsizliklerine baş kaldırması gereken kişi olduğunu kendisine fark ettirir.
Varoluş ve geçmiş yaşam arasında mekik dokuyan bu eser iradenin yalnızca karar vermede değil aynı zamanda duyguları yaşama seçimini kapsadığını, mantığın ve duyguların birbirini kucaklaması gerektiğini bize gösteriyor.