Zamanın ve görülebilir olanın birlikteliğinde başlar sanatsal diyalog. Varoluş ile yok oluş arasındaki gel-gitlerin kalıcı anlatımlardır sanat, bir hesaplaşmadır kendisiyle ve kendi dışıyla....
Picasso adı, kendi başbakanlarının adını dahi bilmeyen insanlar tarafından bilinir. İngiltere’de Picasso, Raphael’in İtalya’da olduğu kadar ünlüdür. Fransa’daysa Robespierre kadar. Arkadaşlarından biri, eleştirmen Georges Besson daha da ileri gidiyor. “Hiçbir şey,” diyor “ Buda yada Meryem Ana’dan daha tanınmış, bir kalabalıktan daha devingen olan Picasso kişiliğini tanımlamaya çalışmak kadar zor olamaz.”
Başka hiçbir ressamın bu kadar çok insan tarafından tanınmadığı da kesindir...
II. Emperyalist Paylaşım Savaşı’ndan hemen sonra Picasso Fransa’nın güneyinde bir ev satın aldı ve buna karşılık bir natürmort verdi. Aslında Picasso şu anda para gereksinmesinin ötesine geçmiş durumda. Sahip olmak istediği herşeyi, o şeyin resmini çizerek elde edebilir. Bu birazda Midas’ın efsanesindeki fabl'ına benziyor. Midas’ın dokunduğu herşey, altın oluyordu.
☆ Midas, dokunduğu her şeyi altına dönüştürmek gibi olağanüstü bir güce sahip olmasıyla bilinen, Anadolu'daki Frigya medeniyetinin mitsi kralıdır.
Picasso da resmini çizdiği herşeyin sahibi olabiliyor. Ne var ki bu fabl gülünç olduğu kadar acıklıdır da; altın yenecek bir şey olmadığı için Midas neredeyse açlıktan ölüyordu...
●Popülerliğinin boyutları açısından Picasso’yla boy ölçüşebilecek tek sanatçı Charlie Chaplin’dir.
Picasso üzerine söz söylemek neden zordur... Çünkü onun üzerine söyleyeceğin her şey, hem doğrudur, hem değil. Çeşitli ülkelerin mahkemelerinde tanıklara ettirilen yemin aynı ahengi taşır. Önce onlardan gerçekleri söylemeleri istenir. Sonra onlardan, söylenmesi her zaman ellerinde olmayan şeyleri söylemeleri