Sesine, yüzüne, gözüne, kalbine âşık olduğum kadın burnumda tütüyor; ona derin bir özlem sarıyordu içimi. Bu iki taraflı elem bedenimi yoruyordu. Yanımdaki arkadaşım durmamı söyledi. İleride bir şeyler oluyor, diyordu. O an bir umutla güneş enerjili aracın fren pedalına yüklendim. Toprak yol bizi toz dumana boğdu. Çok uzaklarda bir belirti vardı. Güneş enerjisiyle çalışan telsizler devreye girdi. Saat yönünde 08.15’te hayata dair bir bulgu...
*
Hem sen kendinde kaybolmuşken beni nasıl göreceksin ki?
Kendini bulmadan varlığını, maksadını düşünmeden, uzanan eli tutmadan nereye çıkacaksın ki?
Gelme bana can; üzülmem, yorulmam, ağlamam fakat kendine gel.
Nereden geldin?
Nereye gidiyorsun, ne istiyorsun, bil.
Sanma herkes seni el üstünde tutacak.
Sanma herkes seni anan, baban gibi sevecek.
Sanma seven, seni benim gibi sevecek.
Aldanma renge, süse, şatafata.
Aldanma her süslü söze.
Aldanma gördüğün her güzel yüze.
Benim şahsına karşı bir tek hüznüm var, o da şudur ki:
Kıymet bilmeze düşersen vay hâline!
Seni anlamayana düşersen vay hâline!
Seni üzerlerse sana kıyarlarsa vay ki vay hâline!