O, ilk bakışta bir roman gibi görünür ama aslında bir kimlik oyunu, bir gerçeklik krizi, bir üstkurmaca saldırısıdır.
Luther Blissett’in kolektif kaleminden çıkan bu metin, okuru pasif bir alıcı olmaktan çıkarıp bizzat oyunun bir parçasına dönüştürür.
Kitap, modern dünyanın kırılmış aynalarıyla konuşur:
Sahte kimlikler, manipüle edilen gerçeklikler, bilgi kirliliği, görünmeyen otoriteler, gölgelerin içinde kaybolan birey…
Metnin içinde “O”, tek bir karakter değildir;
bir sembol, bir iz sürücü, bir boşluk, bir tehdit ve bir itiraf aynı anda.
Romanın en çarpıcı yanı şu:
Gerçekmiş gibi görünen her bilgi bir yanılsamaya, yanılsama gibi görünen her sahne daha derin bir gerçeğe ait çıkar.
Blissett burada yalnızca bir hikâye anlatmaz;
hakikatin nasıl kurulduğunu, nasıl manipüle edildiğini ve nasıl çöktüğünü anlatır.
Kitap, komplo kültürleri, kimlik mühendisliği, medya illüzyonları ve bireyin kırılgan psikolojisi üzerine bir tür edebi performans gibidir.
Her bölüm yeni bir soru üretir, hiçbir soru kesin bir cevapla kapanmaz.
“O kimdir?” sorusu romanı taşıyan omurga değildir,
asıl soru şudur:
“O’yu ararken kendimizde neleri göremiyoruz?”
O, okurunu sürekli tetikte tutan, hem sinir sistemi hem bilinç düzeyiyle oynayan bir metindir.
Ve roman bittiğinde insan şunu hisseder:
“Karanlıkta bir gölge arıyordum, o gölge içimden geliyormuş.”