"Eğilip yerden taş topluyor. Bir, iki, üç... Dördüncüsü kayıp düşüyor elinden. Önemi yok; kalanlar avucunu dolduruyor zaten. Parmaklarının arasındaki taşları birbirine vurmaya başlıyor. Bir ses var artık; kendinin, eşeğin, cırcır böceklerinin dışında bir ses. Yeniden yürüyebilir şimdi; birbirine vuran taşların sesi ağır ağır ilerliyor patikada..."
"Etrafında yalnızca bodur çalılar, pisipisiotları, devedikenleri, yabani böğürtlenler vardı. Onlar bile sıcağa dayanamamış, kuruyup kalmışlardı. Öyle ya, güneş de kırıyordu sevdiğini göğsüne bastırırken..."