Afrika’da silah ticareti yaparken yakalandığı bir enfeksiyondan öldüğünde 37 yaşında idi Arthur Rimbaud. Edmund White’ın eşcinsel sanatçıların biyografilerini yazma konusundaki tutkusu ve kalemindeki arzusu, okuyucu için büyük bir nimet.
White, şair ve dahi Rimbaud’nun izini sürerek, bizleri sadece şairin değil, O’nun hayatına bir şekilde kıyıdan köşeden dahil olmuş öteki sanatçıları da bu sürece dahil edip -özellikle Verlain- izlekleri yorumluyor, ölçüyor, biçiyor. Rimbaud, “sembolist” şairlerin sesi olmuştur yaşamını yitirdikten sonra. Ne yazık ki, hayatta iken değer görmeme sendromunu Rimbaud’da da görüyoruz; sanırım bu durumu Picasso ve Dali dışında hemen hemen tüm sanatçılarda geçerli ekseriyetle. Ne acı ama!
Rimbaud’nun çalkantılı hayatı, Verlain ile olan cinsel münasebetleri, Afrika’da yaşama hayali, özellikle Zanzibar’da - Zanzibar’lı bu durum ve Nobel’i son alan yazar Abdulrazak Gurnah’ı aklıma getirdi- ve geçirdiği bir sürü talihsizlik dizisini okuyorsunuz. Empati seviyeniz güçlü ise benim gibi çok etkilenecek, çok gülecek ve üzüleceğiniz bölümler mevcut. Bir Asinin Çifte Yaşamına tanıklık etmeniz gerektiğini düşünüyorum. Varlık Yayınları’ndan çıkan Erdoğan Alman çevirisi “Şiirleri”ni edinmiştim. Biyografini okumadan şiirlere el atmak istememiştim. Söz konusu şairler olunca biyografilerin bilinmesinin elzem olduğunu düşünüyorum. Bu kitabı muhakkak okuyun!
“Heyhat, ben yaşamaya hiç öyle düşkün değilim; ama yaşarsam da, etrafta yorgun argın gezinmeye alışkınım; ama kendimi ileride de bu şekilde tüketmek zorunda kalırsam ve bu şekilde, böyle berbat bir iklimde, saçma olduğu kadar iç burkucu kaygılarıyla yıpranırsam, korkarım ki varoluşumu kısa tutacağım…”