Frank King’in Şantaj romanı, klasik polisiye sevenlerin içini ısıtacak türden bir hikâye. İlk sayfalardan itibaren insanın karanlık yönlerine, pişmanlıklara ve çıkar ilişkilerine odaklanıyor roman. Başkarakter Louis Bodder’ın, ölümcül hastalığı sonrası geçmişte şantaj yaptığı insanları son bir kez evine çağırması, hem merak uyandırıyor hem de insana “bu adam neyin peşinde?” dedirtiyor. Bana dedirtti valla! Kendi ömrü bitmek üzereyken başkalarının hayatlarını hâlâ kontrol etmeye çalışması, karakteri hem ürkütücü hem de trajik kılıyor.
Romanın en dikkat çekici yönü, cinayetin işlendiği “kapalı alan” atmosferi. Kimse girip çıkamamışken işlenen bu cinayet, klasik bir Agatha Christie havası veriyor. Ancak King’in üslubu daha sade ve doğrudan; karakterlerin geçmişlerine dair detayları yavaş yavaş açarak hikâyeyi örüyor. Özellikle Joyce gibi yan karakterlerin masumiyetle karmaşık ilişkilerini yansıtması, okura yalnızca bir gizem çözme değil, aynı zamanda insan doğasını anlama fırsatı da sunuyor. Yani insan duygularının analizi.
Şantaj, tek solukta okunacak sürükleyici bir roman değil belki ama sindirerek okunduğunda tat veren, klasik polisiye dünyasının hakkını veren bir eser. İnsanı “suç”un yalnızca yasal bir mesele değil, vicdani bir yük olduğunu fark ettirerek düşündürüyor. Sessiz bir gerilim arayanlar için tam yerinde bir kitap.
Tavsiye ederim.