Yazar Afrika'nın en tanınmış kadın yazarlarından birisiymiş. Bende hiç duymamıştım bu kitap sayesinde öğrendim. 'Şavi' adlı kurguladığı Büyük Sahra'nın kenarındaki göllerin kıyısında hayali bir ülkede geçiyor olaylar.
Kendi yağında kavrulan, paranın geçmediği, teknolojiden uzak ve birbirlerine daima yardım eden medeniyetten ırak insanların yaşadığı yere, Planör'ü arıza yapıp o bölgeye düşen 3-5 İngiliz bilim adamı o mutlu ülkede yaşayan insanların mutluluklarını haram eder. Bunu nasıl başarmışlardır? O insanları nasıl iğfal etmişlerdir? Kitap bu akıcı serüveniyle sizleride büyük merakla içine çekecektir. Özellikle İngiliz sömürü düzeninin girdiği ülkelerde nasıl kan, gözyaşı ve ıstırapla yoğrulmuş, adil olmayan çarkın ağırlığını yüreğinizde hissedeceksiniz. Çıkarılacak çok dersler var. Yazarın hayatının büyük bölümünün Londra'da İngiltere'de geçmesine rağmen İngiliz sömürü düzenini kurguladığı eserle insanların ders almaları için kalemini iyi kullanmış diyebilirim.
Kitap ilk olarak New York'ta, 1985 yılında Amerika'da yayınlanmış. Türkiye'de ise 2009 yılında Varlık Yayınlarından Elif ERSAVCI'nın çevirisiyle çıkarılmış. Bence diğer eserlerininde çevirisi yapılarak kitapseverlerle buluşmalı. Kitap araştırırken önünüze gelirse değişik anlatımıyla, anlamlı hikayesiyle okuyun derim.
Afrika edebiyatı ile geldim bu sefer de.Buram buram o toprakların kokusunu alacak ve onlarla beraber geri kalmışlığın ne demek olduğunu yaşayacak ve hissedeceğinizden emin olabilirsiniz.uygarlaşmanın ne demek olduğunu ve aradaki farkı yani gelişmiş ve uygar bir toplum ile çağ dışı kalmış gelişememiş vahşi bir toplum arasında ki farkı hikayenin anlatımının duruluğu ile çok net görebileceğinizden emin olabilirsiniz.
Bir okur olarak bu hikayeyi okumuş ve etkilenmiş olmaktan son derece mutluyum.
Yazar diyor ki din,dil,ırk farklı olsa da tek evrensel dil gülmek,dünyanın hiçbir yerinde değişmeyen tek beden dilidir.
Açlığın,susuzluğun,kuraklığın nelere mal olduğunu aralarından insanlar ölürken hiç bir şey yapmayıp tanrılarının emirlerine karşı gelinmeyeceğini ve onun yaptığını kabullenip yaşamaya çalışan bir topluluk Şavi halkı...
Yy öncesinde köle olarak kullanılan bir avuç insanın yapılanlara başkaldırarak kendi medeniyetlerini kendileri kurdukları bir topluluktu ta ki ülkelerine uçak düşene kadar.Onlar uçak görmediği ve bilmediği için ateşli bir kuşun ülkelerine indiğini ve içinden de yavrularını ülkelerine bıraktıklarını düşünmeleri ne kadar vahşi ve geri kalmış bir toplum olduğunun göstergesidir.
Ve ülkelerine ilk kez açık tenli insanların gelmesiyle hayatların da başlayan kaos ve birbirine zincirlenmiş olaylar ve kurgu muhteşemdi.
Toplumlar arası farklılığı din, dil ve ırk farklılıklarında uyum sağlamaya çalışırken ki yaşanan zorlukların anlatılmasına hayran kaldım.
Ve ilk kez Post-kolonyal edebiyatı okumuş olmakta bana ayrı bir zevk verdi.
Siyahilerin yaşadığı zorlukları ve neden ikinci sınıf muamele görüldüklerinin sebeplerini daha iyi anlamak için okunmalı.
Ve yazarın Türkçe'ye çevrilen tek kitabı umarım diğerileri de çevirilir.
Kitapla kalın.
Afrika'nın büyük kadın yazarlarından biriymiş Buchı Emecheta, yaşadığı yerde kız çocuklarının eğitim görmesine izin verilmediğinden İngiltere'ye gelmiş ve burada sosyoloji bölümünden mezun olmuş. İlham verici bir hikayesinin olmasının yanında çok sayıda eseri de varmış fakat dilimize Elif Ersavcı tarafından çevrilen bu kitabı çıktı karşıma.
Nükleer bir patlama korkusuyla ülkelerini terk eden bir grup Batılı insanın, kurşun kalkanlı bir uçakla Avrupa'dan kaçışı fakat bu kaçış sırasında Şavi adlı bir adaya düşmeleri konu ediniyor Şavi'nin İğfali. Hayatta kalan yedi kişi var; üçü erkek, iki kadın ve iki çocuk. Bunlar esasen liberal, eğitimli insanlar olmasına rağmen kısa sürede bu küçük Afrika topluluğunun yaşadığı Şavi'yi aslında fiili bir iğfalden ziyade kültürel yağmalama, bir ulusun kültürel değerlerinden yoksun bırakılması şeklinde ele geçirmeye çalışan bir topluluk olarak karşımıza çıkacak. Şavi halkı ilk başta onların insan mı yoksa başka bir varlık mı olduğu konusunda anlaşmazlığa düşecekler, onlara 'albino' diyecekler. Tüm dostça karşılamalara rağmen gökten düşen bu 'medeni albino'lar onları yepyeni bir sömürü biçimiyle tanıştıracaklar.
Emecheta emperyalizm, şiddet ve açgözlülük konusunu etkili ama biraz açık bir şekilde vurgulamış romanda, kültürel bir alışveriş kurgulamış; fakat bu kültürel alışveriş Şavi halkının benliğinden kopmasına, öteki olarak adlandırdığımız medeni insanın kendi sömürge politikalarını kendi gönlünün istediğince uygulamasına sebep oluyor.
Alegorik anlatımı, kurgulanan ortamı sevdim, yalın bir dili var yazarın. Afrika edebiyatına ilgi duyan arkadaşların seveceğini düşünüyorum. Ben severek okudum.
..
..
"Komşularımızla daha önce hiç savaşmadık, çünkü hava atacak koca kuşlarımız yoktu. Şimdi hava atacak koca kuşlarımız olunca, hemen savaştan
1983 yılında Collingdale havaalanından, Newark uçuş kulübü üyeleri bir planör ile kaçmaktadır.
Newark, kalkışından sonra bir anda bilmedikleri bir yer olan Şavi’ye düşmüştür.
Şavi halkını, Ogene gölüne getiren bir kuştur, bu yüzden Şavi halkı kuşları kutsal saymaktadır. Kutsal gördükleri şeyleri, kurban verme alışkanlıkları vardır.
Bu albinolu yaratıklar da bir kuşun içinde gelmişlerdir. Onları kurban mı etmeliler? Onlara insan ırkının üyeleri gibi mi davranmalılar?
Kurgu olmasına rağmen insanlık ile ilgili verdiği toplumsal mesajların etkisinden kurtulamayacağınız, oldukça düşündürücü, bir solukta okunan bir kitap.
Nijerya Edebiyatı
Bir Afrika Masalı da diyebiliriz.
Afrika’nın en büyük kadın yazarlarından biri olarak kabul edilen, Ibuza kabilesine mensup Bn. Emechata, Lagos yakınlarında doğmuş ve evlendikten sonra kocası ve iki çocuğuyla İngiltere’ye yerleşmiştir. Toplumunun kızların eğitimine karşı geleneksel direncine karşın, Londra Üniversitesi’nden sosyoloji dalında mezun olmayı başarmıştır. Büyük Sahra’nın kenarındaki bir hayali ülke olan Şavi’de ve kısmen İngiltere’de geçen öykü, hayatında ilk kez “uygar” dünyanın yaşam tarzıyla karşılaşan basit, yalın ve insancıl bir halkın mizahi, ama nihayette dokunaklı bir portresini çiziyor.
Şavi ülkesine bir gün ansızın gökten düşen “ateşten bir kuş”un içinden çıkagelen “albino yabancılar”, bu ülkenin sade, barışçıl insanlarını yepyeni bir kültür ve sömürü biçimleriyle tanıştırıyor. Neticede ülkenin bilge kralı Patayon, halkının her zaman medet umduğu tanrıçaların bile çözemediği türden sorunlarla yüzleşmek zorunda kalıyor…
Konusu itibari ile akıcı ve oldukça gerçekçi bir kurgu olduğunu hissettiren bir roman. Bu açıdan tavsiye ediyorum. Bir-iki cümle içinde çeviri hataları vardı ancak onlar da rahatsız edici değildi.
Emecheta, Buchi (d. 21 Temmuz 1944, Lagos, Nijerya), Afrikalı sosyolog, şair, televizyon oyunları ve çocuk kitapları yazarı. Romanları İngilizce ve Almancada yayımlanmıştır.
On altı yaşında evlendi ve 1962’de kocasıyla birlikte Londra’ya yerleşti. 1960’ların başında Londra’da karşılaştığı sorunlar In the Ditch (1972; Hendekte) ve Second-Class Citizen (1974; İkinci Sınıf Yurttaş) adlı kitaplarının temelini oluşturdu. Bu romanlarında işlediği ana temalar birinci sınıf yurttaş olma arayışı, kendine güven ve kadınlık onurudur. Özgül olarak baskıcı ya da kısıtlayıcı geleneksel değerlerle mücadele eden NijeryalI kadını anlatmakla birlikte, evrensel düzeyde kadınların durumunu ele alan sosyolojik açıklamalar vermeye çalışır.
1978’de New Statesman-Jock Campbell Ödülü’nü kazanan Emecheta, aynı yıl Afro- Çaribbean Post (Londra) tarafından da İngiltere’nin en iyi Siyah yazan seçildi. En tanınmış yapıtlan arasında The Bride Price (1976; Başlık Parası), The Slave Girl (1977; Köle Kız), The Joys of Motherhood (1979; Anneliğin Hazlan), Nowhere to Play (1980; Oynayacak Hiçbir Yer Yok), Destination Bi- afra (1981; Hedef Biafra) ve Double Yoke (1982; Çifte Boyunduruk) sayılabilir.