Kitabın ana sorusu: “Kadın cinsel olarak özgür olabilir mi, kendini saygı duymaktan vazgeçmeden?” Cevap “Evet, ama bu kolay bir evet değil.” Bu fikir, bir erkek olarak bana hem çok gerçek hem de biraz acı verici geliyor.
Öncelikle tamamen katılıyorum: Kadının cinsel özgürlüğü, kendi özsaygısını kaybetmeden mümkün. Ama bu yol, toplumun (ve biz erkeklerin büyük ölçüde yarattığı) engellerle dolu. Kitap şunu gösteriyor: Özsaygı “iffet”ten ya da bastırmaktan gelmiyor; kendi kararlarını özgürce verebilmekten geliyor – ne kadar cesur ya da +18 olursa olsun. Bu, bazı erkeklerde yaygın olan “saygın kadın = cinsel olarak muhafazakâr” fikrini kökünden sarsıyor. Bence bu bağ tamamen yanlış; gerçek saygı, karşındakinin seçimlerine saygı duymaktan başlar, kısıtlamalar koymaktan değil.
İkinci olarak, kahramanın ödediği bedel (toplumun bakışları, yargılanma korkusu, içsel şüphe) çok gerçek. Erkek olarak itiraf ediyorum: Bu bedelin büyük kısmı bizden geliyor – bakışlarımızdan, yorumlarımızdan, aceleci yargılarımızdan. Kitap beni düşündürüyor: Partnerim, kardeşim ya da kızım böyle cesurca arzularını ifade etse, onu destekler miydim, yoksa “başkalarından” (ki belki ben de onlardan biriyim) korkar mıydım?
Üçüncü olarak, kitabın “bir erkek kazanmak” değil “kendini kazanmak” üzerine olması en güçlü yanı. Sağlıklı bir ilişki, sahiplenme ya da kontrol üzerine değil, iki tarafın da özgürce birbirini seçmesi üzerine kurulur. Erhan’ın (hikâyedeki erkek) başarılı olması, onun bağımsızlığını saygı duymasından kaynaklanıyor, hapsetmesinden değil.
Son olarak, kadınlara verdiği mesaj (“Sesin var, bedenin senin, utanmana gerek yok”) erkeklere de farklı şekilde hitap ediyor: Dinlemeyi yargılamadan öğrenmeliyiz, desteklemeyi sahiplenmeden. Okurken öfke, tahrik ve özgürleşme hissettim: tabulara öfke,