Serazatın Türk Dil Kurumu Türkçe Sözlüğü’ne göre iki anlamı var. Biri serbest, diğeri ise tasasız demek. Safiye Gölbaşı’nın ilk kitabı olan Serazat’taki hikâyeler bu manalardan bir hayli uzak: Çoğu hikâye fazlasıyla melankolik. Ama kitap başlığının hikâyelere değil de yazara nispetle belirlendiğini söylersek isimlendirme anlamlanıyor. Yazmak, yaşanmışlıklardan ya da yaşanabileceklerden karakterler kurgulamak, onları konuşturmak; sıkışıp kaldığımız şu dünyada bize eşi benzeri görülemeyecek bir serbesti kazandırıyor. Yazarın bu serbesti kapsamında içine girip çıktığı hikâyeler de çoğunlukla iyi ki bu hayali yaşantı gezintisini yapmış dedirtiyor. Ama, keşke daha sıkı bir eleme yapılsaymış diyorum. Çünkü kötü hikâyeler arasında parlayan incilere haksızlık edilmiş.
Yüz yirmi bir sayfalık kitaba on dokuz öykü sığdırılmış olmasının sebebi hikâyelerin -biri hariç- çoğunlukla birkaç sayfadan ibaret olması. Yazı boyunca göstereceğimiz üzere bu olumlu bir özellik olarak karşımıza çıkacak. Kitap “Nevski Bulvarı’ndan Notlar” isimli bir hikâyeyle açılıyor. Açıkçası o kadar şaşırtıcı ve beklentileri yükselten bir hikâye ki bu, kitabın gerisi için okuru fazlasıyla heyecanlandırıyor. Her ne kadar bu açıdan bu hikâyenin kitabın başına yerleştirilmesi mantıklı olsa da, sonra gelen hikâyelerle arada bir uyumsuzluk olduğunu söylemeliyim. Şöyle ki, diğer hikâyeler bu hikâyenin yanında fazlasıyla cılız kalıyor. İlla ki olumsuz bir mana kastetmiyorum cılız diyerek; ama kitabın ilk hikâyesinde okura sunulan izlenim tersine dönüyor. Bir anda kendinizi fazlasıyla sade ve bir ya da birkaç imgenin etrafında dönen hikâyeciklerin arasında buluyorsunuz.
Ara ara bizi yoklayan hikâyecikleri de dahil ederek yazarın temelde dört çeşit hikâye kaleme aldığını görüyoruz. İlk çeşit hikâyeler sembolizme
Küçük öykülerden oluşan kitap postmodern özelliktedir.. Okurken kendinize göre yorumlayacaksınız Serazat’ı.. Fakat aklınızı yoklamayı gerektiren güzel bir kitap..