Bazı insanlar kaybettikten sonra anlar elindekinin değerini…
Ama bazı fark edişler artık çok geçe kalmıştır.
Sinem, ilk görüşte âşık olup sevdiği adamla tüm mücadelelere rağmen evlenmiş bir kadın. Tam mutluluğu bulduğunu sandığı anda ise hayat onu kanserle sınıyor. Fakat asıl yorgunluğu hastalık değil; yanında sandığı adamın yokluğu oluyor.
Alper ise karısının sezgilerini “abartılı kıskançlık” diye görmezden gelirken, kendi boşluklarını başka bir kadında doldurmaya çalışan bencil bir adam. Gününü gün ederken bir kadının sessizce nasıl kırıldığını fark etmiyor.
Ama hayat bazen en ağır yüzleşmeleri sona saklıyor…
Sinem hem kanseri yenip hem küllerinden yeniden doğarken, Alper kaybettiklerinin değerini ancak elinde hiçbir şey kalmadığında anlıyor. Ve o noktadan sonra sevgi yerini öfkeye, vicdansızlığa ve karanlığa bırakıyor.
Cem Bostan bu kitapta sadece bir aldatmayı değil;
ihmal edilen bir kadının yeniden doğuşunu,
geç kalmış pişmanlıkların insanı nasıl çürüttüğünü
ve sevgisizliğin insan ruhunda açtığı yaraları anlatıyor.
Bazı hikâyelerde kazanan aşk olmuyor…
Ama kendini yeniden bulan kadınlar oluyor.