0,0/10  (0 Oy) · 
0 okunma  · 
0 beğeni  · 
247 gösterim
“Aşk şarabından arda kalan bir işret yorgunluğuyla hecelenen bu şiirler, mânâ denizine atılan bir şişe içinde bulundu... Şarabı ben içtim, şiirler size kaldı…”

Ey Âfet-i Sûzan!

Unutma ki, 'Aşk'; kelimelerin nâmusuna ilişmeden yekpâre sâdeliğimizle yazgımıza yenilmektir. Sevmek ise; bu yenilgiyi havârîler gibi kutsamak. Benimkisi ise; tek perdelik matineler gibi paramparça oluşun cinâyeti ya da bir çocuksu inanışın...

Sana gelince; sen, varlığını yokluğun için delîl olarak kullanmaksızın, reçineli aşklardan kaçan; ama, bir gün adanacak bir yokluğu -belki beni- varlığına delîl olarak kullanmaya muhtâç olduğun için fildişi kulemin prangalı mahkûmusun. Korkarım ki özgürlüğün dudaklarımın tuzunda…

Ey Sevgili...

Sevginin havârîlerine yetiş. Çünkü ben aşkımı göklere çıkaracak kadar edîb ve münevver; ama aynı aşkı içime gömecek kadar da edep sâhibiyim. Belki bir gün sırrıma aşinâ olursun.

Evet..! Roma bir kez yakılır; ve sen, Roma’yı yaktın...

Sergüzeştî hayâtının her gününü istiyorum...

Neden mi?

Çünkü kalender havarîler kaldıysa yollarda; sevginin en mâhrem sırrına ermek gerektir .. Yâni; dokunaklı şarkılar bir yana; taşralı türküler söyleyip, varoşlarda üşümek gerektir ..
Çünkü her gençliğin dört umdesi vardır ..
... Vatan kokusu ...
..... Kitap kokusu ...
..... Oğul kokusu...
..... ve Yârin kokusu...
  • Baskı Tarihi:
    Aralık 2002
  • Sayfa Sayısı:
    112
  • ISBN:
    9789759758946
  • Yayınevi:
    Serander Yayıncılık
  • Kitabın Türü: