Mafya kovboylardan bekleneceği üzere bu serideki erkeklerimiz;
vahşi, kaba, küstah, patronluk taslayan, kavgacı, cüretkâr, müstehcen konuşmayı seven, karanlık, gizemli, tehlikeli, ukala ama bir o kadar da cezibeli adamlardı.
Yer yer o güzel suratlarına yumruk atmak isteyeceğiniz olaylar çıkaracaklar. Bazen de “Ah keşke bu adam benim olsa…” dedirtecek kadar etkileyici olacaklar.
Hepsinin tek ortak noktası ise kadınlarına olan düşkünlükleri.
Aşk meşk değil olay; adeta taparcasına, hatta bazen eziyet ederek sahipleniyorlar kadınlarını.
Eğer feminist ruhunuz baskınsa lütfen okumayın. Çünkü onları çekip vurma isteğinizi artıracak kadar kötü adamlar.
King benim favori oğlanımdı.
Storm, Sebastian ve psikopat Thatcher da aynı seviyede tehlikeliydi.
Fakat King’e ben bir başka düştüm.
Bu arada yetişkin sahneleri… Alev alev.
Acayip edepsizler.
Genelde kadınlarına hava kadar muhtaç yazılan karakterleri severim ama bu oğlanlarda çıta baya yüksekti.
Takıntılı derecede kadınlarına bağlanıyorlardı.
Bir de etiket takmadan kadınları yanlarında tutup duruyorlardı.
İlişki, aşk, sevgili, yar… hiçbirini kabul etmiyorlar.
Sürekli “ihtiyaç”, “muhtaçlık” deyip durdular; ta ki kitabın sonlarına doğru cesaret edip gerçeği anlayana kadar.
Bu durum hem korkutucu, hem sinir bozucu, hem de cazipti.
“Keşke bir tık daha uysal olsalardı” dedirtti bana.
Ama serinin tüm ihtişamı da zaten buradan geliyordu.
Sınır tanımayan psikopat tatlı kovboylar ve onların taptığı biraz aptal kadınlar…