Paradoks!
Bu kelimeyi kitapta sık sık görmek beni şaşırttı itiraf edeyim. Kelimenin etimolojisine bakma ihtiyacı duydum öncelikle. İngilizce etimolojik sözlükte paradox kelimesi "yaygın olan düşüncenin aksine olan" şeklinde tanımlanıyordu. Paradoxical kelimesine "kendisi ile çelişen" anlamı uygun görülmüştü. İnsan bir çelişkiler yumağı! Sükût ile söz arasında da bu ontolojik sızıyı yaşıyor insan.
Bazen sustuğum için pişman oldum, bazen de konuştuğum için hayatımda. Sanırım paradoks kelimesi tam da bu durumu anlatıyordu. Mesnevi'den ince ince seçilen bölümlerde insanın fıtratındaki bu olguyu sık sık vurguluyordu yazar. Sûfiler söz ile sükût arasında cambazlık yapıyorlardı tarih boyunca. Hallac-ı Mansûr ve Seyyid Nesimî gibi isimler geliyor aklıma. Edebiyat yakılan ize yazılan arasındadır diyordu bir cümle. Bazen yakılan yakıyordu insanın canını, bazen yazılan. Bazen yazılan yazıyordu insanın ölüm fermanını...
Kitap üç bölümden oluşuyor. Birinci bölümde söz ve sufi kavramları ele alınıyor. Sözün içeriği, etkisi, eylem ile olan ilişkisi, muhatabı, adabı, değeri ve önemi, yetersizliği ve zararı anlatılıyor.
İkinci bölümde sufinin dili kullanımı ele alınıyor. Bu bölüm öncelikle sufinin ifade aczi üzerinde duruyor ve aczin nedenleri açıklanıyor. Canı anlatma zorluğu, gönlün anlatışa sığmayışı, halin ve zevkin dile gelmeyişi, gayb, sır ve manayı anlatmanın zorluğu gibi hususlar irdeleniyor. Sonrasında ise paradoks kelimesine geliyor söz. Paradoks, mecaz ve sembolü bir başlık altında geliyor. Sanırım bunlar metafizik baskı ve gerilimden kaçışın güzergahları olarak anlatılmıştı.
Son bölümde ise sufinve sükût ilişkisi anlatılmış. Sükûtun faydaları anlatılmış önce. Sonra sukuta çağrı ve bu çağrının nedenleri incelenmiş. Son olarak sukûtu devam ettirememe nedenlerine