Roma’dan yeni geldiğim zamanlardı, ne yapacağıma karar veremiyordum, Atatürk’ü iki gün önce yine rüyamda görmüştüm ama ona erişemeden uyandım…
O gün başka kitaplar almak için bir kitapçıya girdim (Gaziantep - Tabby) yukarıda yazarın imza günü vardı, orada çalışan beyefendi iyi bir okurdur, kibar bir beydir; ona sordum “yazar nasıl biri, sizce kitap nasıldır?” diye ve kendisi de imza gününden önce araştırdığını kitabın okunabileceğini söyledi, iki tane aldım; biri kendime, biri de yönlendirmek zorunda hissettiğim kardeşime.
Ben bu kitabı çok geç bitirdim,i; kitapların kendi zamanları olduğuna inanıyorum, kimisi ince bile olsa çabuk bitmez, bu kitap da benim için bir çırpıda okunacak bir kitap değildi. Beni bir şeyler yapmaya iten bir kitaptı. İteklenmem gerektiği zamanlarda okudum ve bitirdim. Ama sanmayın ki okuması zordu, dili ağırdı; aksine kolaydı, romanlaştırılmıştı ama kaynakları da gösteriliyor, olaylardan sapılmıyordu. Yani elinize geçerse bu kitap, Atatürk’ün öğrencilik yıllarını akıcı bir şekilde anlatan, size yön verecek, sizin kendinize olan, Türklere ve bu vatana olan inancınızı arttırabilecek bir kitaptır. Ben çevremdeki herkesin okumasını isterim.
Kitapta en mükemmel kişinin nasıl Atatürk olduğu anlatılmıyor. Akademik başarısında evet zeki ve çalışkan olduğunu gösteriyor ama onunla birlikte çok fazla insanın da kendisi gibi başarılı olduğunu görüyoruz. Hitabetinin şiirlerden, şiirin arkadaşı Ömer Naci’den; farklı insanlarla iletişim kurma isteğinin, farklı şeyleri keşfetmeye olan ilgisinden; dil bilme isteğinin, dünyayı tanımayı, gündemde olmayı istemesinden; liderlik ve cesaretinin, kendisi ve ülkemizin ve hatta dünyanın değişimini istemesinden geldiğini görüyoruz ve hatta çok daha fazlasını; aşkını, aile hayatını, çektiklerini, eğlencelerini,