Ters Düz

7,2/10  (5 Oy) · 
6 okunma  · 
2 beğeni  · 
397 gösterim
Trabzon’un Bozbalık Köyü’nde doğan Ece Duman’ın çocukluğu, annesi onu doğururken öldüğü ve babası başka bir kadınla evlendiği için çok kötü geçmiştir. Ece on yaşına geldiğinde, üvey annesinin hamile olduğunu öğrenir ve İstanbul’daki teyzesinin yanına taşınır. Şimdi yirmi sekiz yaşında, yakında yeni kitabını çıkaracak olan tanınmış bir yazardır. Eski hayatını tamamen geride bırakmayı başarmıştır ve hiçbir şeyin bunu bozmasına izin vermez. Ta ki, yıllardan beri hiç iletişim kurmadığı babasının kaybolduğunu öğrenene dek. Artık herkesten, kendisinden bile sakladığı geçmişiyle yüzleşmek zorundadır.
Ece, on sekiz yıl sonra Bozbalık’a geri döner. Köyde hiçbir şeyin bıraktığı gibi kalmadığını, her şeyin zaman içinde değişmiş olduğunu görür. O zamana dek varlıklarından bile haberdar olmadığı üvey kardeşleriyle tanışır. Kendini bir anda karmaşık bir ilişkiler ağının, karanlıkta gizlenen sırların, baş etmesi zor bir aşk ikileminin içinde bulur. Ve karşılaştığı her imkânsızlığa rağmen, babasına ne olduğunu bulmaya kararlıdır. Ucunda ölüm bile olsa…
Genç yazar Mert Ofluoğlu, Bozbalık Serisi’nin ilk kitabı olan Ters Düz’de, okurlarını sırlarla örülü Bozbalık Köyü’ne davet ediyor. Aşk, gizem ve beklenmedik bir ihanet. Bu köyden çıkış yok!
  • Baskı Tarihi:
    Aralık 2015
  • Sayfa Sayısı:
    267
  • ISBN:
    9786059824385
  • Yayınevi:
    Altın Bilek Yayınları
  • Kitabın Türü:
Bi Poşet Kitap 
28 Ara 2015 · Kitabı okudu · Beğendi · 9/10 puan

Sanırım öncelikle kitaba başladığımda yaşadığım şaşkınlığı dile getirmeliyim.Kitabın konusunu duyduğumda yeni nesil yazarların klişeliğine maruz kalmayacağımı biliyordum; fakat yine de yazarının çok genç olması, bir de tabi ilk kitabı olması sebebiyle bir endişe duymuyor da değildim. Bu yüzden biraz tereddüt ve çokça da merakla başladım kitaba. İlk cümlesini okudum ve “uu” dedim “dur bir dakika noluyoruz” Böylece ilk cümleden sonra git gide artan bir beklentiyle okumaya başladım kitabı. Gecenin bir vakti başlamış olmasam ve ertesi gün de hunharca ders çalışmam gerekmese sanırım oturmamla bitirmem bir olurdu. Bir yandan da uzatmak istedim aslında, olayların Trabzon’da geçmesi ve benim de bir Karadenizli olmam sebebiyle memleket hasretimi depreştirdi çokça. Okurken canım nasıl kuymak çekti anlatamam :D Ha bir de bu hamofta reçeli ne oluyor ya, bilmediği şeyi canı çeker mi insanın, benim çekti işte :D

Kitapta olaylar hızla başlıyor ve heyecan hiç duraksamıyor. Karakterler sıcacık ve inandırıcılıkları oldukça yüksek olmuş. Sanki Melek’le Bora’nın saçlarını okşadım okurken.. Ayrıca betimlemelerle de beni Trabzon’un olmayan Bozbalık Köyü’ne götürüp getirdi yazar :)

Fakat birkaç eleştirim de olmayacak değil. Öncelikle belki birçok insan bu söylediğime “eleştiri yapmak için yapmış” diyecek ama benim için her karaktere bir soyad konulması gereksiz bir ayrıntı olmuştu ve kitabın o beni şaşırtan güzelim üslubunu ve anlatımını bozmuştu, belki de sadece benim gözümü tırmaladı bilmiyorum ama her karakterin soyadı olmasına gerek yok bence ya, sanki zorlama olmuş gibi geldi bana o soyadlar.

İkinci eleştirimse bazen tak diye bir paragrafla başka bir kişiye, başka bir olaya geçilmesi oldu. Bu da sanki bir aceleye getirilmişlik izlenimi veriyordu. Ama bu kitabın ilerleyen sayfalarında azalan bir ayrıntıydı ve bu sevindiriciydi, belki de benim gözüm alışmıştı bilmiyorum..(ekleme: paragraf birleştirmeler editör tarafından Mert'in bilgisi dışında yapılmış, görünce o da çok kızmış :/ )

Kitapların, dizilerin metropollerde geçmesi zorunluymuş gibi bir algının oluştuğu günümüzde, kitabını Trabzon’un bir köyünde geçirmeyi seçmiş olması, bize hala birine kalıbına göre değil de “doğma büyüme insan” olup olmamasına göre değer veren karakterler sunması, yöresel deyişlere, yemeklere yer vermesi (hatta canımızı çektirmesi), bir de Kalandar şöleni ayrıntısı çok hoşuma gitti. Kitabın sonunu tahmin etmiş olmama rağmen olayların büyüsü bozulmadı. Ve bitişi hepsinden de güzel olandı sanki.. Yani ben bu kitabı yazmış olsam benim de son cümlelerim bunlar olurdu herhalde.

Büyük şehir koşuşturmacasından sıkılmış bir yerlere kaçabilecek bir tatil arıyor fakat bulamıyorsanız, şöyle yemyeşil huzurlu bir yerlere gidip kafa dinlemek arzusundaysanız Bozbalık’ta size de yer var :) Ama unutmayın “bu köyden çıkış yok!”. Şimdi ikinci kitapta neler olacak diye fazlasıyla meraklanıyorum ve son cümleyle apar topar Bozbalık’tan gerçek dünyaya döndüğüm için de üzgünüm. Sınav dönemi sendromumu attığım kendime ait bir dünya gibiydi orası, kitapta geçen onca olay bile Karadeniz’in verdiği dinginliği alamıyordu benden.

daha fazlası için: http://biposetkitap.blogspot.com.tr/...lu-kitap-yorumu.html