A Guide to Knowledge as Power

The Development Dictionary

Wolfgang Sachs
2009 baskısından önsöz
1989 Ekim'inde, bu kitabın yazarları olarak, kalkınma çağının sonunu ele alırken, tam o anda 'kalkınma'ya, yeni bir kira kontratıyla nefes üflendiğinin farkında değildik. Kalkınma Sözlüğü'ne katkıda bulunan arkadaş grubu olarak, kalkınma söyleminin anahtar kavramlarını gözden geçirmek için Pensilvanya Eyalet Üniversitesi'nin oturma odasında buluştuğumuz sırada, Atlantik'in öte tarafında, 1989 Kasımı'nda, Berlin Duvarı'nı yıkıma götüren olaylar doruk noktasına ulaşmaktaydı. Çağdaşlarımızın çoğu gibi, olay karşısında şaşkına dönmüştük ama Duvar’ın yıkılışının tarihi bir dönüm noktası olacağından safça habersizdik. Geriye baktığımızda, 1989 olaylarının, neticede, uluslarötesi piyasa güçlerinin, dünyanın en ücra köşelerine ulaşması için sel kapılarını açtığı aşikarlaşıyor. Küreselleşme çağının zuhuru belirginleştikçe, dünyanın her yerinde artan zenginlik umutları, kafeslerinde kükreyen hayvanlar gibi salıverildi, bu da düşüşe geçen kalkınma akidesi için taze bir nefes oldu. Öte yandan, küreselleşme çağı, ekonomik kalkınmayı tahakkuk ettirdi. Soğuk Savaş'ın cepheleşmeleri ortadan kalktı, şirketler sınırlar arasında hür bir şekilde yer değiştirdi ve birçok ülkede politikacılar kadar genel nüfus da ümitlerini Batı tarzı tüketici ekonomisi modeline bağladı. Hızlı -hatta meteor benzeri- bir ilerlemeyle, yeni sanayileşmiş bir dizi ülke, ekonomik hareketlenmenin daha büyük bir payını elde etti. Eski sanayi ülkelerine kıyasla çok daha yüksek büyüme oranlarına ulaştılar, enerji tedarikçiliği kartını kullandılar (Birleşik Arap Emirlikleri, Venezuela, Rusya), ihracat platformları oldular (Güney Kore, Tayland, Çin) veya büyük cüsseli pazarlar (Brezilya, Çin, Hindistan) olarak kartlarını oynadılar. Ne olursa olsun, oldukça fazla Güney ülkesi, para fakiri ekonomiler grubundan koptu
Sayfa 60 - E-Kitap, Zed Books, Third Edition, 2019 Londra, Preface to the New Edition, 2009, Wolfgang Sachs
Dünyanın her tarafında bayağılaştırılmış mimari, giyisiler ve günlük kullanım için üretilen nesnelerin görüntüsü sanki gözlerimize saldırmaktadır. Dillerin, geleneklerin ve özel jestlerin yarattığı çok renkliliğe artık hemen hemen hiç tanık olmuyoruz; arzuların ve düşlerin tek tipleştirilmesi ise toplumların bilinçaltında çok derinlere yerleştirilmiştir. Piyasa, devlet ve bilim en değerli evrenselleştirici güçler haline geldi. Reklamcılar, uzmanlar ve eğitimciler hükümranlıklarını acımasızca genişlettiler. Montezuma'nın çağında olduğu gibi fatihlere sıcak karşılama törenleri düzenlendi, ancak bütün bunlar, fatihler için kendi zaferlerini kutlamaktan başka bir anlam ifade etmedi. İnsanın düş gördüğü ve eylemde bulunmasını sağlayan zihinsel alanın büyük bir kısmını Batı'nın imgeleri işgal etmiş bulunmaktadır. Kültür alanında geride bırakılmış olan tek kültürlülüğün geniş saban izleri, bütün tek biçimli kültürlerde olduğu gibi, hem çırılçıplak kalmıştır hem de tehlikelidir. İnsan olmanın sayılamayacak kadar çok çeşitliliği yok edildi ve dünya maceradan ve sürprizden yoksun bir yer haline getirildi. "Öteki", kalkınma ile birlikte ortadan kalkmıştır. Öte yandan, yaygınlaşan tek biçimli kültür, endüstriyel ve büyümeye yönelmiş toplumlar için yaşama şansı olan seçenekleri aşındırdı ve insan soyunun, yaratıcı yanıtlarla farklılıkların var olacağı bir gelecekle kucaklaşma yeteneğini felç etti. Yok olmamış kültürel evrim potansiyelinin, varlığını kalkınmaya rağmen korumuş olduğunu iddia edersek sanırım abartmış sayılmayız.
Sayfa 12 - Özgür Üniversite Yayınları, 1. Baskı 2007, Önsöz, Wolfgang Sachs, 1992
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
"Bilgi güçtür" - "Bilgi merhamettir"
Kalkınma fikrine hayat vermiş olan tarihsel koşulların çoğu Truman'ın azgelişmişlik kavramını icat etmesinden kırk yıl sonra ortadan kalktı. Kalkınma, günümüzde amip gibi şekilsiz ve kökünden sökülüp atılamayacak bir kavram haline gelmiştir. Kalkınma kavramının sınırları o kadar belirsizdir ki hiçbir şey ifade etmemektedir. Ancak kalkınma fikri, insanda iyi niyetlilik çağrışımı yaptığı için her yere yayılmaya devam etmekte. Bu fikri IMF ve Vatikan, silahlı devrimciler, saha çalışması yapmakla görevli Samsonite ayakkabılı uzmanlar ayakta alkışlamaktadırlar. Kalkınma kavramı içerikten yoksundur ama elbette bir işlevi vardır: kalkınma her türlü müdahalenin yüksek bir amaç adına kutsallaştırılmasına yarar. Bundan dolayı birbirine düşman olanlar bile aynı bayrak altında birleşirler. Bu kavram öyle bir ortak zemin yaratır ki, üzerinde, sağ ve sol, seçkinler ve halk örgütleri, kendi savaşlarını yürütürler. ... Bu kitabın yazarları gibi, bizim niyetimiz de kendi kendini yenilgiye uğratan bu kalkınma konusunu iyice açıklığa kavuşturup insanlığın gündeminden çıkarmaktır. Öte yandan, hayatlarını kalkınma konusunda çalışarak kazanan görevlilerin yaptığı işlerin kavramsal temellerinin yanlışlığını ortaya koyarak bu profesyonelleri iktidarlarından etmeyi umut ediyoruz. Öte yandan, halk girişimleri içinde yer alanların karşısına çıkıp kötürüm hale gelmiş olduğu halde kalkınma fikrinden yana davranan bu insanları, bu konuda ikna etmekten memnuniyet duyacağız. ... Yoksulluk, üretim, devlet ya da eşitlik gibi kavramlara göndermeler yapılmaksızın kalkınma konusunda konuşabilmek imkânsızdır. Bu kavramlar, ilk olarak çağımızda, Batı'da ön plana çıkmışlar ve bundan sonra dünyanın geri kalan kısmı için tasarlanmışlardır. Bu kavramların her biri Batı'ya özgü dünya görüşünü
Sayfa 13 - Özgür Üniversite Yayınları, 1. Baskı 2007, Önsöz, Wolfgang Sachs, 1992
1992 yılında kaleme alındı
Geride bıraktığımız ve artık sona ermek üzere olan son kırk yıla kalkınma çağı denilebilir. Kalkınma çağının ölüm ilanını kaleme alma vakti gelmiş bulunuyor. Savaş sonrası dönemde gelişmekte olan ülkelere bir yönelim vermiş olan 'kalkınma' fikri, denizcilerin yollarını bulmasını sağlayan yüksek deniz fenerleri gibi eskimiş olarak fakat dimdik ayakta duruyor. Sömürgecilik bağımlılığından kurtulduktan sonra Güney'in demokrasileri de, diktatörlükleri de, kalkınmanın, kendilerinin en önemli esin kaynakları olduğunu ilan ettiler. Aradan kırk yıl geçtiği halde devletlerin ve vatandaşların gözleri hâlâ eskiden olduğu kadar uzakta ışıldayan bu kalkınma fenerine sabitlenmiştir: bu amaca ulaşmak için harcanan bütün çabalar ve verilen her kurban meşru kabul edilmiş olduğu halde, bu göz alıcı ışık artık yavaş yavaş karanlığın içinde gerilemeye başlamıştır. Kalkınmanın deniz feneri İkinci Dünya Savaşı'ndan hemen sonra inşa edildi. Avrupalı sömürgeci devletlerin çökmesinden sonra ABD, kurucu babalarının vasiyet ettiği 'yol gösteren fener' olmak görevine dünya çapında bir boyut kazandırma fırsatı buldu. Kalkınma fikrini ABD ortaya attıktan sonra bütün ülkelere kendisini izleme çağrısında bulundu. Bundan sonra Kuzey ile Güney arasındaki ilişkiler bu kalıba uygun olarak sürdürülecek; 'kalkınma' cömertlik, rüşvetçilik ve Güney'e ilişkin politikaların özelliği olan baskının karışımı bir genel çerçeve içinde gerçekleşecekti. Yaklaşık yarım yüzyıl boyunca gezegen üzerinde iyi komşuluk, 'kalkınma' kavramı ile birlikte düşünüldü. Ancak günümüzde deniz fenerinde artık derin çatlaklar oluşmuştur ve bu fener yıkılmak üzeredir. Kalkınma fikri entelektüel ortamda yıkıntı haline gelmiş bulunmaktadır. Hayaller ve düş kırıklıkları, başarısızlıklar ve işlenen suçlar kalkınmanın sürekli
Sayfa 7 - Özgür Üniversite Yayınları, 1. Baskı 2007, Önsöz, Wolfgang Sachs
Harry S. Truman'ın 20 Ocak 1949'da başkan seçildikten sonra yaptığı konuşmada Güney yarımküresini ilk kez 'kalkınmamış bölgeler' olarak tanımlamasıyla başlayan bu özel tarihsel döneme, biz, kalkınma çağı adı verilmesini öneriyoruz. Bu 'geri kalmışlık' yaftası tuttuktan sonra hem Kuzey'in ateşli müdahalecileri için hem de kendine acıyan Güney'liler için bir bilgisel dayanak sağladı. Ancak bu yafta nasıl bir anda doğduysa daha sonra gene aynı şekilde bir anda yok olabilir. ... İlk olarak, Truman'a göre ABD'nin, öteki sanayileşmiş ülkelerin yanında toplumsal evrim tablosunun en tepesinde yer alıyor olması doğaldı. Günümüzde ise bu üstünlük önermesi kötüleşmiş ekolojik koşullardan dolayı kesinlikle paramparça olmuştur. ABD'nin hâlâ kendisini öteki ülkelerden daha ileri hissediyor olmasına karşın, yarışın bir cehennemle sonuçlanacağı çok açık. Teknoloji, yüz yılı aşkın bir süredir insanı, terden, zahmetli işlerden ve gözyaşından kurtaracağı vaadinde bulunmaktadır. Günümüzde, özellikle zengin ülkelerde, bu umudun basit bir hayalden başka bir şey olmadığı herkesin titizlikle sakladığı bir sırdır. ... Bütün ülkeler sanayileşme örneğini 'başarıyla' izlemiş olsalardı bugün çöp ya da atık deposu olarak kullanmak üzere beş ya da altı gezegene ihtiyacımız olurdu. Bundan dolayı 'gelişmiş' ülkeleri model almak hiç doğru değildir; bu ülkeler, insanlık tarihinin belirli bir anında, büyük olasılıkla, doğru yoldan sapmış ülkeler olarak görüleceklerdir. İlerlemenin yönünü gösteren ok kırılmıştır ve önümüzde parlak bir gelecek görünmemektedir: gelecek, içinde vaatlerden çok tehditler taşımaktadır. Bir hedefe yönelme duygusu sönüp giden insandan, kalkınma gibi bir fikre inanmasını bekleyebilir miyiz? ... Aslında korkulması gereken kalkınmanın başarısızlıkla değil, başarıyla
Sayfa 10 - Özgür Üniversite Yayınları, 1. Baskı 2007, Önsöz, Wolfgang Sachs, 1992