Kitap bir yabancı yazarın Mesnevi'den seçtiği beyitlerden oluşmakta. Kitap boyunca ara sıra yazar Mesnevideki bazı konu başlıklarına dair kendi görüşlerini de serpiştirmiş.
Kitabın bana cazip gelen kısmı Mesnevideki derin hakikatlerin İngilizce'ye çevirisinin ne kadar başarılı yapıldığını görmek, Mevlâna'ya bir de yabancıların gözünden bakabilmekti. Bu manada amacım hasıl oldu. Yazar gerçekten Mesnevideki beyitleri İngilizce'ye nazım şeklinde çevirmeyi başarabilmiş. Mesnevi tadını alabiliyorsunuz.
Fakat kitapta beni asıl rahatsız eden Batılıların Mevlâna'ya bakış açısı oldu. Mevlâna'yı kendi istedikleri gibi anlıyorlar ve ondan bir Buddha çıkarmaya çalışıyorlar. "Hepimiz kardeşiz. Sevelim sevilelim. İslam'ın katı cenderesine girmeye gerek yok. Arzularını geldiği gibi yaşa." gibi mesajlar alıyorlar. Mevlâna'nın da sürekli şarap, dans, müzik analojisi kullanması ekmeklerine yağ sürüyor. Tevhid, iman, salih amel, farzlar ve haramlar gibi İslam'ın ana parametrelerini yok sayıp geriye mistik ve gizemli bir kabuk bırakılıyor. Bu da İslam hakikatinin çıplak gerçekliğinden uzak bir resim çiziyor.
Genel olarak Mesnevi hakkında da birkaç yorum yapmak istiyorum. Mesnevi
çok derin hakikatlerin edebi ve şiirsel bir dille anlatıldığı okuması çok keyifli bir kitap. Fakat Fenafillah seviyesinde, yani kendi nefsini Allah'ta yok etmiş, bir zat tarafından yazıldığı için herkese hitap eden bir eser olduğunu düşünmüyorum. Yanlış anlamaya müsait beyitler mevcut. Vahdeti Vücud'a ait çok beyit var. Birçok yerde "Sen Yaratıcıdan gayrı değilsin" mesajı veriliyor. Bu nedenle eski tabirle avama çok hitap ettiğini naçizane düşünmüyorum.
Son olarak bir mesele var ki bunun açıklamasını zaten bulabilmiş değilim. Mesnevi'deki müstehcen hikayeler. O kadar kaba, açık hikayeler var ki kesinlikle