Romanya’da ayı oynatıcılığı yapan, toplum tarafından dışlanan ve konakladıkları her yerden kovulan bir aile, karanlık insanların yönlendirmesiyle bir anda kamyon kasasının arkasında yolculuk yaparak kendilerini Fransa’da bulur. Daha iyi bir hayat umuduyla çıktıkları bu yolculuk, orada da yoksulluk, önyargı ve dışlanmışlıkla devam eder. Sanki coğrafya değişir ama kader değişmez. Aile geçinmek için hırsızlığa zorlanır ve ailenin küçük oglu Ciprian da istemeden bu döngünün içine çekilir.
Bir gün hırsızlık yapmak için girdiği yerde satranç oynayan insanları görmesi her şeyin kırılma noktası olur. Oyunu önce uzaktan izler, anlamaya çalışır; taşların hareketi zihninde dönüp durur. Satranç onun için sadece bir oyun değil, kendini bulmanın ve başka bir ihtimalin kapısı olur. Yeteneğini keşfettikçe kaderinin yönü de iyi insanların desteğiyle değişmeye başlar.
Kitap genel olarak sürükleyiciydi. Ciprian’ın iç dünyasını ve sıkışmışlığını hissettirebiliyor. Ancak bana göre finali fazla aceleye gelmişti. Hikaye boyunca biriken duygular, mücadele ve dönüşüm daha derin bir kapanışı hak ediyordu. Son sayfayı kapattığımda tamamlanmışlık hissetmedim, sonu beni tatmin etmedi. Daha güçlü, daha sindirilmiş bir son olsaydı etkisi çok daha kalıcı olabilirdi.