Grebeneli Bekir Fikri Bey’in 1913’te kaleme aldığı Vatan Ülküsü: Mefkûre-i Vatan Orduda İman, Osmanlı’nın Balkan Harbi’nde yaşadığı askerî çöküşün ardındaki manevi ve ahlaki krizi teşhis etmeyi hedefleyen bir metindir. Yazar, Yemen’den Balkanlar’a uzanan askerî tecrübesiyle yalnız bir subay değil, aynı zamanda düşünce üreten bir mütefekkirdir. Bu nedenle eseri, sıradan bir hatırat değil; dönemin siyasi-toplumsal atmosferini, ideolojik tartışmalarını ve moral krizini yansıtan güçlü bir fikir manifestosu olarak değerlendirilmelidir.
Bekir Fikri’nin temel tezi açıktır: Osmanlı ordusunun yenilgileri yalnızca strateji veya teknik eksikliklerle açıklanamaz. Esas mesele, milletin inanç ve ahlak alanında yaşadığı çözülmedir. Ona göre vatan, salt toprak parçası değil; milletin ruhuyla bütünleşen ve uğruna fedakârlığı meşru kılan kutsal bir idealdir. Millet, ancak ortak bir ülkü etrafında birleşebildiği ölçüde millet kimliğini koruyabilir. Ordu ise bu ülkünün silahlı tezahürüdür: disiplin ve teknik talim, iman ve ahlak ile birleşmediği sürece ruhsuz bir kabuk olarak kalır. Dolayısıyla “millette namus” ve “orduda iman” olmadan devletin varlığını sürdürmesi mümkün değildir.
Eser, üç ana bölüm üzerinden ilerler: “Vatan Mefkûresi”, “Askerlik Mefkûresi” ve “Kurtuluş Yolu”. İlk bölümde vatan kavramının tarihsel ve manevi boyutları tartışılır; ikinci bölümde ordunun yalnız bir savaş makinesi değil, imanla yoğrulmuş bir manevi kurum olduğu savunulur; üçüncü bölümde ise kurtuluş reçetesi sunulur: ahlaki seferberlik, inançlı bir ordu, tarih bilinci ve sadakat temelli bir birlik. Bekir Fikri, II. Meşrutiyet’in kısa sürede ideallerden uzaklaştığını, Batı’dan kopyalanan kanunların yerli-manevi omurgayla buluşmadığını, aydınlarla halk arasındaki kopukluğun derinleştiğini açıkça dile