Baba mesleğiniz olan çocukken hayalini kurduğunuz askerliği elde ettiğinizde, günün birinde başınıza gelen bir trafik kazası sonucu bırakmak zorunda kalsaydınız ne yapardınız?
Ozan BAHAR, yukarıdaki sorunun cevabı niteliğinde. Hayatında yaşanan her bir detayı buzlu bir camın ardından izler gibi okuyorsunuz. Yer yer mutlu olup yer yer üzülerek.
Kitaba baktığımızda eşiyle tanışmasıyla başlıyor. Evlenmeyi düşünmediği noktada misafir olarak gittiği evin kızıyla daha ne olduğunu anlayamadan, görüşüp beş gün içerisinde nişanlanıyorlar. Kayınpederi de askeri personel olduğundan dolayı eş adayı sorun olmayacağını, askerlik mesleğinin zorluğunu bildiğini ifade ediyor. Yaşanan sorunlara rağmen evleniyorlar.
Takvimler 2 Ekim 1996 yılını gösterdiğinde yaşadığı korkunç trafik kazası sonucu yürüyemeyip hayatının bundan sonraki kısmını "arkadaşım, özgürlüğüm " diyeceği tekerlekli sandalyeyle sürdürmeye başlıyor.
Yaşadığı bu tramvatik olayın sonrasında elbetteki üzülüyor, kızıyor, mutsuz oluyor, öfkesini etrafındakilerden çıkarıyor olsa da asla vazgeçmiyor üniversitede hayallerinin peşinden giderek Profesörlüğe kadar yükselerek bir kez daha inanılmaza, mucizelere imzasını atıyor.
Eşiyle beraber çocuk sahibi olmaya karar verdiklerinde doktorun "Artık yürüyemeyeceksin Ozan, mesleğini yapamayacaksın, eşin bugün yanında ama yarın bırakıp gidecek, asla çocuğun olmayacak." sözleri hayatının içerisinde deprem etkisi yaratsa da günün birinde hayallerinin de ötesinde çok güzel ve örnek baba oluyor. Kitaplar yazıyor, seminerler veriyor ve hatta bir öğrencisinden kendisine adıyla seslendiği, ona değer verdiğini hissettirdiği için hediye alıyor. İnsanlara örnek olmanın yanında hayatlarında bir iz oluyor.
Ve kitabı şu cümleyle noktalıyor. SİZCE BENİM YAŞADIKLARIM BİR MUTLULUK HİKÂYESİ Mİ,