Tahmini Okuma Süresi:
9 sa. 24 dk.
Sayfa Sayısı:
332
Basım Tarihi:
2001
Yayınevi:
Akçağ Yayınları
ISBN:
9789753380461
Ülke:
Türkiye
Dil:
Türkçe
Format:
Karton kapak

Yazar Hakkında

Şeyhülislâm Yahya EfendiYazar · 0 kitap
Safer 969’da (Ekim 1561 [bir rivayete göre 960/1553’te]) İstanbul’da doğdu. Şeyhülislâm Bayramzâde Zekeriyyâ Efendi’nin oğludur. Abdülcebbarzâde Derviş Mehmed Efendi’den ve diğer bazı âlimlerden ders okuyarak kendini yetiştirdi. Şeyhülislâm Mâlûlzâde Mehmed Efendi’den mülâzemet aldı ve 988’de (1580) Hoca Hayreddin Efendi Medresesi müderrisliğine tayin edildi. 1587’de Atik Ali Paşa, 1590’da Haseki Sultan, ertesi yıl Sahn medreselerinden birinde, 1593’te Şehzade, 1594’te Üsküdar Atik Vâlide Sultan medreselerinde müderrislik yaptı. 1596’da Halep, 1597’de Şam kadılığına tayin edildi. Bu görevde iken Cigalazâde Sinan Paşa’nın takdirini kazanarak Mısır kadısı oldu. Kadılıktan azli kararlaştırıldıysa da Sinan Paşa’nın araya girmesiyle vazifesine devam etti. 1600’de mâzulen İstanbul’a döndü. Bursa ve Edirne’de kısa süreli kadılıklarda bulundu. 20 Zilhicce 1012’de (20 Mayıs 1604) İstanbul kadılığına getirildiyse de yaklaşık dört ay sonra Hocazâde Abdülaziz Efendi’nin etkisiyle azledildi. 1013 yılı Şâban ortalarında (Ocak 1605) önce Anadolu, beş ay sonra da Rumeli kazaskeri oldu. Ancak Derviş Paşa yüzünden 1606’da bu görevinden uzaklaştırıldı. 1609-1610’da ikinci defa Rumeli kazaskerliğine getirildi. Bir yıl süren bu görevinden sonra 1026’da (1617) üçüncü defa Rumeli kazaskerliğine tayin edildi. İki yıl süren bu görevin ardından tekrar köşesine çekilen Yahyâ Efendi, 10 Receb 1031’de (21 Mayıs 1622) Hocazâde Mehmed Esad Efendi’nin yerine şeyhülislâm oldu. I. Mustafa’nın tahttan indirilip IV. Murad’ın tahta çıkarılmasıyla Yahyâ Efendi’nin nüfuzu arttı. Ancak Sadrazam Kemankeş Ali Paşa tarafından 9 Zilhicce 1032’de (4 Ekim 1623) azledildi. Şeyhülislâmlık makamına ikinci defa getirilmesi 14 Şâban 1034’te (22 Mayıs 1625) olup bu görevi 19 Receb 1041 (10 Şubat 1632) tarihine kadar sürdü. Şeyh Sinan köyündeki çiftliğinde geçirdiği inzivâ döneminin ardından 7 Receb 1043’te (7 Ocak 1634) üçüncü defa şeyhülislâmlıkla vazifelendirildi ve ölümüne kadar bu makamda kaldı. Şeyhülislâm iken IV. Murad’ın sevgi ve saygısını kazanan, onunla birlikte Revan ve Bağdat seferlerine katılan Yahyâ Efendi bu dönemde hayatının en rahat günlerini yaşadı. Sultan İbrâhim devrinde ise uğradığı iftira ve ithamlar yüzünden sağlığı bozuldu ve 18 Zilhicce 1053’te (27 Şubat 1644) vefat etti; babasının Fatih Çarşamba’da Sultan Selim Camii yakınında yaptırdığı medresenin hazîresine defnedildi. Ölümüne “Kabr-i Yahyâ ola yâ rab pür-nûr” mısraından başka pek çok tarih düşürülmüştür. Şairliği kadar şeyhülislâm olarak da dikkat çeken Yahyâ Efendi kaynaklara göre gönül ehli, rindmeşrep, hoşsohbet, nüktedan, hak bildiği yoldan şaşmayan, bulunduğu makamın hakkını veren, siyaset bilen, çevresindekilerden daima saygı gören, cömert ve mütevazi bir kişidir. Klasik Türk edebiyatının önde gelen gazel şairlerinden olan Yahyâ Efendi’nin genç yaşta şöhrete kavuştuğu, şuh, akıcı ve dokunaklı gazellerinin herkes tarafından beğenildiği tezkirelerde zikredilir. Nef‘î, Nev‘îzâde Atâî, Fehîm-i Kadîm, Nâilî-i Kadîm, Nergisî gibi çağdaşı şairler yazdıkları kaside, müzeyyel gazel, kıta vb. manzumelerinde onu takdirle anmışlardır. Şeyhülislâm Bahâî Mehmed Efendi, Ganîzâde Nâdirî, Neşâtî, Nâbî, Şeyh Galib gibi ünlü şairler onun gazelleri için nazîre ve tahmîsler tertip etmişlerdir. Nedîm gazel sahasında Yahyâ Efendi’nin adını Bâkî ile birlikte anarken (Nef‘î vâdî-i kasâidde sühan-perdâzdır / Olamaz ammâ gazelde Bâkī vü Yahyâ gibi) Ziyâ Paşa onun yeni bir tarz meydana getirdiğini, Muallim Nâci de gazellerinin Nedîm’in gazellerinden üstün olduğunu söyler. Nükte ve hicivlerinde Nef‘î’nin etkisinde kalan Yahyâ Efendi’nin bazı şiirlerinde Bâkî tesiri görülür. Kimi manzumelerindeki akıcılık ve şuh ifadelere daha sonra Nedîm’de rastlanır. Nitekim Gibb onun Bâkî ile Nedîm arasında bir köprü konumunda bulunduğunu belirtir. Divanı büyük çoğunlukla gazellerden meydana gelen şair bent halindeki nazım şekillerine fazla itibar etmemiştir. Divanında kısa bir na‘t dışında dinî şiirlere yer vermemiştir; şairin tasavvufî içerikli sâkînâmesini yine bu yaklaşım çerçevesinde değerlendirmek gerekir. Bununla birlikte Yahyâ Efendi’nin şarap, meyhâne ve içkiyle alâkalı serbest şiirler söylemesi (Mescidde riyâ-pîşeler etsin ko riyâyı / Meyhâneye gel kim ne riyâ var ne mürâyî) şeyhülislâmlığı sebebiyle dikkat çekmiş, gerek şairliğine gerekse şiirlerine ilişkin farklı algılama, târiz ve yorumlara kapı aralamış, hatta küfürle bile itham edilmiştir. Divanında mahallî unsurlara da yer veren şair dil ve ifade yönünden Necâtî, Zâtî ve Bâkî tarzını sürdürerek şehirli Türkçe’sini şiire hâkim kılmaya çalışmış, sanat uğruna dolaylı ve külfetli anlatımlardan kaçınarak sade ve samimi bir söyleyiş benimsemiştir. Ona göre Tanrı vergisi olan şiir taze, yakıcı ve etkileyici, açık, sade, akıcı ve tatlı olmalı, yeni anlamlar ve yeni mazmunlar içermelidir. Onun duygu ve hayal bakımından son derece zengin ve zarif şiirlerinden bazıları bestelenmiştir.
Reklam