İnsanın ruhunu kanatan bir aşk hikayesi okudum şu geçtiğimiz üç günde.
Romanın tamamına serpiştirilmiş, farklı bölgelerden, bir araya toplanmış farklı cinsiyet, sınıf ve yaşlarda bir grup insanın tek ortak noktası yaşamlarının belli bir döneminde ruhlarına işlemiş yaralarının olması.
Ve bu insanların zaman zaman bir araya geldiği mekanlar:
Sögütlü, Beydağı, Kalecik, Bektaş Apartmanı, Kümbet Kafe, Pergola Misafirhanesi...
Öncelikle öğrencilik yıllarıma gittiğim, romanın bazı kısımlarında kendimi oradaki karakterlerin yerine koyduğum da olmadı değil.
Doksanlı yılların ikinci yarısında olduğunu tahmin ettiğim zaman akışı içinde (benim de ilk yetişkinliğimi yaşadığım yıllardır) aşk acısı çeken genç bir kızın ilkgençlikten yetişkinliğe doğru giderken yaşadığı "yanılsama"ları bir solukta okuyacağınızı düşündüğüm bu "ilk roman"ı edebiyatsever dostlara öneriyorum.