Tahmini Okuma Süresi:
2 sa. 55 dk.
Sayfa Sayısı:
103
Basım Tarihi:
2022
Yayınevi:
İletişim Yayıncılık
ISBN:
9789750533723
Ülke:
Türkiye
Dil:
Türkçe

Yorumlar ve İncelemeler

Puan vermedi·103 syf.··
2023 192. kitabı
Curriculum Vitea kitabın ilk öyküsü.Öyküde kendini anlatan kişiye“gel,arkadaş olalım,belki bazı noktalarda anlaşamayabiliriz ama çok ortak yönümüz var “demek içimden geldi. Öykülerdeki karakterler çok farklı.Öykülerde hayatın içinde olan durumlara,hayatın içinde çoğumuzun görmediği,ıskaladığı durumlara,insanlık hallerine rastlarken biraz da mizah bulunuyor.Öyküler içlerinde eleştiriler de taşıyor. Sürtünmenin yalnızlığa katlanabilme yöntemi olduğunu ,sürtünen kişinin cinsel bir haz almadığını,amacının insanlarla temas halinde olmak isteyişi olduğunu belirten,anlatıcısının da bir sürtünen olduğu “Sürtünenler” benim kitapta en çok sevdiğim öykü oldu. Bir öykünün ana karakteriyle başka bir öyküde yan karakter olarak karşılaşılıyor.Öyküler kendi içlerinde zaten bir bütünlük temeline kurulu.Fakat her birinin anlatım biçimi farklı.Anlatım tekniğinin çeşitliliğine ve kalemine hayran kaldığım yazarın öykülerini çok sevdim. Sıradan olanı anlatırken bir yandan da durumla,karakterin özelliğiyle,anlatım tekniğiyle sıra dışılık kurulmuş olması ayrıca etkileyiciydi. Cila atölyesinde iki çocuğun yaşadıklarını anlatan Cilacılar öyküsünde bulunan başka iki karakter kitabın diğer öyküsü olan Romalılar’da tekrar okura denk geliyor.Öykü Sürtünenler öyküsünün anlatıcısına da bir selam veriyor. Mırıldanmalar öyküsünde yaşlı bir kadının hatıraları,isyanları yansıtılıyor.Cilacılar’da kira toplayan yaşlı kadın olarak karşımıza çıkarken,bu öyküde düşünceleriyle ana karakter oluyor. Rüyada Hamur Görenler kısa bir öykü ve beni etkileyen bir öykü oldu.Bu defa Mırıldanmalar öyküsündeki kiralarını gününde toplayamayan yaşlı kadının oğlu ile iki öykü arasında bir dokunuş bulunuyor..Bağ demek doğru değil,belki de temas en dogru tanım olur.Fakat daha sonra bahsedeceğim bir nokta var.Yaşlı kadının oğlu
YollukYavuz Türk · İletişim Yayıncılık · 202213 okunma
Reklam

Yazar Hakkında

Yavuz TürkYazar · 3 kitap
Yavuz Türk, 1982 doğumlu, ruh olarak Karadeniz Ordu’dan İstanbul’a göç eden, şiir sevgisiyle dolu bir genç ozan. İlk bakışta “kekeme adımlarla” yazdığını söylediği şiirlerden derlediği yapıtı Kumaş’ta isyan eden, sözcükleri suskunlukla parçalayan, kendi kaynaklarını, papatyaların lekelediğini söyleyerek çağırıyor bizi kırgınlığına. Bu sıkıntısının başlıca kaynağını, “cebinde kırık misket, elinde ustura” ile bileklerini ovuşturduğu bir çocukluk isyanından “ben artık büyüdüm eyvah” diyerek sıyrılmaya çalışarak dile getiriyor. İlk çığlığının kaynağının “baba” olduğunu anlıyoruz dizelerde. Baba kavramı sık sık karşımıza çıkıyor, “babamsızlık” çığlığını ise “sövgüyle büyütülen çocuk ben” (s. 13) diyerek dillendiriyor. Yer yer kendini piç gibi görmesi de bundan: Var olan babasını yok sayma ya da yok etme eğiliminden kaynaklanıyor bu öfke. Tanrısının, kendini yalnız bıraktığını söylediği bir kimsesizlik. Yaşamı bir ürperti gibi görmesine yarıyor. Boynuna sürülen bıçağı ince ince bilemesi de savunma mekanizmasının çoğuludur bence. Yavuz Türk, dar bir kelime haznesinde yoğun bitiştirilmiş duygu posasını daraltarak anlatıyor. Yani eksilterek yazdığı anlatım biçiminde bu kısaltmalar arasında duygu nehri de sık ve derin çağıltılarla akıyor. Yoğunluk onun ilk emeli ve şiire kavuştuğu liman bence. Az sözü çok acıya bulandırarak yazıyor: “benim işte yine o […]” veya “[…] bu yüzden, fakat” ya da başka bir yerde “işte, evet, kendini […]” ayrıca “ama hep, ama yine de” gibi sözcük sıkışmalarını önemsemiyor arada. Ama kendinin tuhaflaşmasını, “babası piç olan bu insan işi” devranı dillendirmesini becererek sunduğunu gösteriyor. Çünkü sıkıntısıyla kardeş, ya da küçük sesiyle bağırmanın senfonisine dönüşüyor, ince saz takımı: “döne döne bir kalem hep aynı divanda hem yazdığım, hem yattığım içinde” (s. 43) Üstte Yavuz Türk’ün yarattığı anlam içre ustalık; belirgin biçimde önümüzde. Sıkıntı pervazından kurtulmak için tutuşan kederli ve öfkeli şairin kalemini; yazma ve yatma gibi iki ayrı eylemde bitiştirmesi onun anlam ustalığının şiire bezenmiş halidir. Sövgüyle büyütülen şair, kendini piç olarak görmekte, sığınamadığı bir dünyanın terlemesini yaşamaktadır. “Büyüdükçe ölümüm çoğalıyor” diye işaret ettiği alan, belki “ağlayan erkek”e dönüştürmektedir onu. Karnesinde Nietzsche büklümleri taşıyan ozan “ben artık büyüdüm eyvah” dediği kırık misketlerini anar, uçurtmanın ipini keser. Her şey bir boğuntudur Yavuz Türk şiirinde. Şair, çocukluğun üfürdüğü onca sıkıntıyı arkadaşlarıyla; edindiği sevgi, sevgili yumaklarıyla gidermeye çalışmaktadır. “Tuz var, sızı var” (s. 50), “şimdi ağla ve uyu yeniden” (s. 46) diye avunduğu yaş, artık İstanbul’da kendine açtığı gençlik kanalında aranmalıdır. Umutlandıkça denizi taşlayan bu öfkeyle aynaya, yani kendine bakarak güldürür ve güç kazanır. Kurtarıcı anneden uzaklaşılmış, birileri tanrı olmuştur kısa zamanda. Artık yumuk kalan dostluğu, tuhaflığı olarak onu oyalamaktadır. Yavuz Türk gençliğinde, ergenliğinde aldığı yaradan doğmuş bir ozan. “kokuna doğru yürüyorum” “hem öyle yakıcıydı ki, aşktı” dediği sevgisiyle, öldürdüğü baba imgesinden de kurtulmuştur. O dalı ben kırdım, o çiçek beni diye düşündüğü sevgilisiyle buluşur. Yüzündeki acı maskesi dağılır, kitaplarının yeri değişir; yazar kanun olur, yas dışına bırakır istemlerini. Hayatın içindeki değerler yerini bulmuş, Yavuz Türk’e sinen öfke kol değiştirmiştir: Mektup olur anadili. Sıyrıldığı baba tokatları büyük şehrin sokaklarına sinmiştir bir yerinden. “daha çok sığınır oldum sana ey ironi” (s. 38) dediği yer ise, belki onun son durakta aldığı yeni yatak odası olmuştur. “gidiyorum tanrım, başka şiirde görüşmek üzre” (s. 39) Yavuz Türk’ün bundan sonraki kitabını şimdiden merak ediyorum. Sıkıntıyı, bıraktığı yerden nasıl dağıtacak? İzlenmeye değer bir ozan var karşımızda. Aklındaki kitapların raftaki yerini sık değiştiren bir ozanın üflemesi, sıcak soluğa dönüşüyor içli sesinin arasında.