Yüce Lider'e Dair

Yavuz Türk
Tahmini Okuma Süresi:
3 sa. 38 dk.
Sayfa Sayısı:
128
Basım Tarihi:
14 Şubat 2020
Yayınevi:
Everest Yayınları
ISBN:
9786051854625
Ülke:
Türkiye
Dil:
Türkçe
Format:
Karton kapak

Yorumlar ve İncelemeler

Puan vermedi·128 syf.··
2020 33. kitabı
·
25 günde okudu
·
Okunma: 08 Nisan 2020 01:16
Selam.. Yavuz Türk “Yüce Lider’e Dair”:. Zaman, mekan ve karakter isimlerinden arındırılmış bir sistem eleştirisi, baskı altındaki halk ve zorbalıktan nasibini bonkörce almış “iktidar kadrosu”. Bana, dünya literatüründen başka başka kitapları da çağrıştıran bir yanı olmasına rağmen, eseri ilgi çekici, hatta kısa buldum, hikayenin daha çok yol almasını isterdim. Okurun elinde ne bildiği bir mekan, ne zaman mefhumu, ne de isimler var. Bu köksüzlük, bu mahrumiyet coğrafyasında geçen vaktin bulanıklıklığı, ölülerini saksılara gömen insanların yoksunluklar karşısında “neye rağmen, ne uğruna” yaşadıklarının belirsizliği, okuyana kendi metaforlarını yaratma imkanı tanıyor. Neredeyse bir kıyamet senaryosunu (post-apokaliptik olarak bile değerlendirmeye yeltensem, mesnet bulmakta zorlanmam) minimize edip, daha ziyade “bir sosyal sınıfın diğer bir sosyal sınıfa tahakkümü” (bkz. Toplumsal tabakalaşma) şeklinde, hareketin değil ideolojilerin satır aralarına nüfuz etmesi esası üzerinden biçim bulmuş. Başka kitapları çağrıştıran kısma gelince, böylesi insani kaygılar ve eleştiriler kaleme alınırken, yolun bir noktasında benzeşmemek neredeyse imkansız. Severek tavsiye listeme aldım. Saygılarımla..
Yüce Lider'e DairYavuz Türk · Everest Yayınları · 20207 okunma
Puan vermedi·128 syf.··
2025 1051. kitabı
Selam.. Yavuz Türk "Yüce Lider'e Dair".. Zaman, mekan ve karakter isimlerinden arındırılmış bir sistem eleştrisi, baskı altındaki halk ve zorbalıktan nasibini bonkörce almış "iktidar kadrosu . Bana, dünya literatüründen başka başka kitapları da çağrıştıran bir yanı olmasına rağmen, eseri ilgi çekici, hatta kısa buldum, hikayenin daha çok yol almasını isterdim. Okurun elinde ne bildiği bir mekan, ne zaman mefhumu, ne de isimler var. Bu köksüzlük, bu mahrumiyet coğrafyasında geçen vaktin bulanıklıklığı, olülerini saksılara gömen insanların yoksunluklar karşısında "neye rağmen, ne uğruna" yaşadıklarının belirsizliği, okuyana kendi metaforlarını yaratma imkanı tanıyor. Neredeyse bir kıyamet senaryosunu (post-apokaliptik olarak bile değerlendirmeye yeltensem, mesnet bulmakta zorlanmam) minimize edip, daha ziyade "bir sosyal sınıfın diğer bir sosyal sınıfa tahakkümü" (bkz. Toplumsal tabakalaşma) şeklinde, hareketin değil ideolojilerin satır aralarına nüfuz etmesi esası üzerinden biçim bulmuş. Başka kitapları çağrıştıran kısma gelince, böylesi insani kaygılar ve eleştiriler kaleme alınırken, yolun bir noktasında benzeşmemek neredeyse imkansız. Severek tavsiye listeme aldım. Saygılarımla..
Alıntı
Yüce Lider'e DairYavuz Türk · Everest Yayınları · 20207 okunma
Puan vermedi·128 syf.··
2020 35. kitabı
•Yüce Lider’e Dair• |Kitap Yorumu| Merhaba Kitapseverlerim Bir hikayeyi zamandan,mekandan,karakterlerinden kısacası alışageldik bütün kısıtlamalarından arındırırsanız geriye ne kalır ? İlk defa böyle kitapla karşılaştığımı söylemeden geçemeyeceğim.Roman da ne bildiğimiz isimler,mekanlar ,ne de zaman kavramı yer almıyor,kitaba başlarken merak etmediğim değil beni ne bekliyor diye.Zaman ,mekan karakterlerden arındırılmış bir sistem eleştirisi baskı altındaki halk ve zorbalıktan bolca nasibini almış iktidarlık. İnsanlığın yıllardır kendini yüceleştirirken ,halkını köleleştirmek isteyen liderlerin sonu gelmeyecen baskıları ve kaçınılmaz direnişlerini her sayfa da hissediyorsunuz okurken. Birine anlatamadıktan sonra ,rüyaymış gerçekmiş ne önemi var?Düşüncelerim boşlukta kaybolduğu sürece ,yaşadıklarımın ne anlamı var?Ve bütün bunları kendim de hatırlamıyorsam bundan daha kötü ne olabilir? Ne güzel söylemiş yazarımız ilk defa böyle bir kitap okumanın sevincini de hissettim Toplumsal hafızanın farklı bir boyutunun distopik şekilde ele alınan Yüce Lidere Dair bütün dünyadan uzak,ancak bütün dünyanın yükünü üzerinde taşıyan mahrumiyet coğrafyasındaki Ada’nın ölülerini saksılara gömen insanların yoksunlukları karşısında belirsizliğini ele alırken ,yazarımızın diğer eleştiriler ile benzeşmemesi özgün kaleminin gücünü ortaya çıkartıyor.Yüce Lider’eDair ne kadar distopik tür de olsa da bir o kadar da duru ve farklı bir bakış açısıydı. @yavuzzzturk kaleminize sağlık #yücelideredair #everestyayınları #yavuztürk #okudumbitti #kitapönerisi #okumaközgürlüktür #bookphotography #bookstagramturkey #kitaplariyikivar #herkitapbirdünya #biryudumkitap #hergunbirkitap #bikahvebikitap #neokuyorum #booklove #bloggerlife #mylittleprincess #kitapsözleri #kitaplığımdan #birokurunkaleminden
Edebiyat
Yüce Lider'e DairYavuz Türk · Everest Yayınları · 20207 okunma
Reklam

Yazar Hakkında

Yavuz TürkYazar · 3 kitap
Yavuz Türk, 1982 doğumlu, ruh olarak Karadeniz Ordu’dan İstanbul’a göç eden, şiir sevgisiyle dolu bir genç ozan. İlk bakışta “kekeme adımlarla” yazdığını söylediği şiirlerden derlediği yapıtı Kumaş’ta isyan eden, sözcükleri suskunlukla parçalayan, kendi kaynaklarını, papatyaların lekelediğini söyleyerek çağırıyor bizi kırgınlığına. Bu sıkıntısının başlıca kaynağını, “cebinde kırık misket, elinde ustura” ile bileklerini ovuşturduğu bir çocukluk isyanından “ben artık büyüdüm eyvah” diyerek sıyrılmaya çalışarak dile getiriyor. İlk çığlığının kaynağının “baba” olduğunu anlıyoruz dizelerde. Baba kavramı sık sık karşımıza çıkıyor, “babamsızlık” çığlığını ise “sövgüyle büyütülen çocuk ben” (s. 13) diyerek dillendiriyor. Yer yer kendini piç gibi görmesi de bundan: Var olan babasını yok sayma ya da yok etme eğiliminden kaynaklanıyor bu öfke. Tanrısının, kendini yalnız bıraktığını söylediği bir kimsesizlik. Yaşamı bir ürperti gibi görmesine yarıyor. Boynuna sürülen bıçağı ince ince bilemesi de savunma mekanizmasının çoğuludur bence. Yavuz Türk, dar bir kelime haznesinde yoğun bitiştirilmiş duygu posasını daraltarak anlatıyor. Yani eksilterek yazdığı anlatım biçiminde bu kısaltmalar arasında duygu nehri de sık ve derin çağıltılarla akıyor. Yoğunluk onun ilk emeli ve şiire kavuştuğu liman bence. Az sözü çok acıya bulandırarak yazıyor: “benim işte yine o […]” veya “[…] bu yüzden, fakat” ya da başka bir yerde “işte, evet, kendini […]” ayrıca “ama hep, ama yine de” gibi sözcük sıkışmalarını önemsemiyor arada. Ama kendinin tuhaflaşmasını, “babası piç olan bu insan işi” devranı dillendirmesini becererek sunduğunu gösteriyor. Çünkü sıkıntısıyla kardeş, ya da küçük sesiyle bağırmanın senfonisine dönüşüyor, ince saz takımı: “döne döne bir kalem hep aynı divanda hem yazdığım, hem yattığım içinde” (s. 43) Üstte Yavuz Türk’ün yarattığı anlam içre ustalık; belirgin biçimde önümüzde. Sıkıntı pervazından kurtulmak için tutuşan kederli ve öfkeli şairin kalemini; yazma ve yatma gibi iki ayrı eylemde bitiştirmesi onun anlam ustalığının şiire bezenmiş halidir. Sövgüyle büyütülen şair, kendini piç olarak görmekte, sığınamadığı bir dünyanın terlemesini yaşamaktadır. “Büyüdükçe ölümüm çoğalıyor” diye işaret ettiği alan, belki “ağlayan erkek”e dönüştürmektedir onu. Karnesinde Nietzsche büklümleri taşıyan ozan “ben artık büyüdüm eyvah” dediği kırık misketlerini anar, uçurtmanın ipini keser. Her şey bir boğuntudur Yavuz Türk şiirinde. Şair, çocukluğun üfürdüğü onca sıkıntıyı arkadaşlarıyla; edindiği sevgi, sevgili yumaklarıyla gidermeye çalışmaktadır. “Tuz var, sızı var” (s. 50), “şimdi ağla ve uyu yeniden” (s. 46) diye avunduğu yaş, artık İstanbul’da kendine açtığı gençlik kanalında aranmalıdır. Umutlandıkça denizi taşlayan bu öfkeyle aynaya, yani kendine bakarak güldürür ve güç kazanır. Kurtarıcı anneden uzaklaşılmış, birileri tanrı olmuştur kısa zamanda. Artık yumuk kalan dostluğu, tuhaflığı olarak onu oyalamaktadır. Yavuz Türk gençliğinde, ergenliğinde aldığı yaradan doğmuş bir ozan. “kokuna doğru yürüyorum” “hem öyle yakıcıydı ki, aşktı” dediği sevgisiyle, öldürdüğü baba imgesinden de kurtulmuştur. O dalı ben kırdım, o çiçek beni diye düşündüğü sevgilisiyle buluşur. Yüzündeki acı maskesi dağılır, kitaplarının yeri değişir; yazar kanun olur, yas dışına bırakır istemlerini. Hayatın içindeki değerler yerini bulmuş, Yavuz Türk’e sinen öfke kol değiştirmiştir: Mektup olur anadili. Sıyrıldığı baba tokatları büyük şehrin sokaklarına sinmiştir bir yerinden. “daha çok sığınır oldum sana ey ironi” (s. 38) dediği yer ise, belki onun son durakta aldığı yeni yatak odası olmuştur. “gidiyorum tanrım, başka şiirde görüşmek üzre” (s. 39) Yavuz Türk’ün bundan sonraki kitabını şimdiden merak ediyorum. Sıkıntıyı, bıraktığı yerden nasıl dağıtacak? İzlenmeye değer bir ozan var karşımızda. Aklındaki kitapların raftaki yerini sık değiştiren bir ozanın üflemesi, sıcak soluğa dönüşüyor içli sesinin arasında.