Adı:
Yuğ
Baskı tarihi:
2017
Sayfa sayısı:
256
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786053112006
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Destek Yayınları
Yuğ bilge bir Şaman’ın ruhundan seslenen anlamlı sözcüklerin, derin duyguların, işaretlerin harmanlandığı, yaşamın en dibinden yükselip o muazzam yaratıyla buluştuğu gizemli bir yolculuk. Yuğ Hasan Hüseyin’in ta kendisi aslında.



Kabilesi olmayan bir Kızılderili reisiydi sevgili Hasan Hüseyin. O her şey olabilirdi tabiatla ilgili; güzel olan her şey... Yağmur olup yağardı, doluya dönüşmekten korkardı. Olmuş bir cevize düşerdi. Gözlere gözbebeklerini fidanlardı. Hiçleri su gibi akıtırdı. Hüznün acı suyunu süzerdi. Anahtarı yitik acıları çok iyi anlatırdı. Rüzgârı, ağacı, suyu, dağları, ağaçları dinlerdi ve anlardı. Bekleme’nin iki yakası vardı onun için, İç’in birkaç yanı vardı. Uyku bile olabilirdi Hasan Hüseyin. Sanki çok yakında o derin, uzun uykuyla buluşacağını sezer gibiydi kimi tümceleri. Onun gözünde insan “kıymet” için en büyük erozyon bölgesiydi. Her ömrün sabit sayısı vardı onun için, ne kadar uzak olursa olsun matematikten. Beden; efendisi için var olmak zorunda olan köleydi ona göre.



“Dün gece rüyamda gördüm sizi. Başınızda papatyalardan bir taç vardı... Düşüyor, tekrar takıyordunuz, düşüyor tekrar... Size ağaçtan yapılma bir toka verdim... Gülüverdiniz... Tolga dosta Toroslar kadar selam. YUĞ’u okudunuz mu ablası? Düşünceleriniz çok önemli benim için...” diye yazmıştı bana en son. Cevap vermeye, ona duygularımı aktarmaya fırsat vermedi ölüm.



Şimdi yazıyorum işte sevgili Hasan Hüseyin ve çok iyi biliyorum ki hep dinlediğin ve konuştuğun rüzgâr, yağmur, kanadına takıldığın kuşlar, şiirle uyutup uyandırdığın güneş, ay, yıldızlar ve o çok sevdiğin yüce Torosların esintisi bu kelimeleri sana uçuracaklar... Onlar da, bizler de seni, şair ruhunu, şiirle konuşmanı çok özlüyoruz...

-Nermin Bezmen-

(Tanıtım Bülteninden)
"Sana ne anlatıyorum ben böyle? Ne diyordum, nerelere geldim..."
Alıntı kitaptan, ve sanırım bana bir şey anlatmak istiyor. Herhalde benden özür dilemeye çalışıyor olsa gerek. Ben de üzgünüm, seni değil ama bir kitabı daha yarım bıraktığım için.
Destek Yayınları standından aldığım birkaç kitabın üzerine, fuarda hediye edildi bu kitap bana. Hediye kitabın hesabı sorulmaz diyerek attım heybeye tabii. Kapağın ön kısmında, sonbahar atmosferine uygun renklerde, dökülmüş yapraklar, arka kısmında ise Nermin Bezmen'in notu. Acıklı bir not çünkü yazar, Adana'da bir trafik kazasında hayatını kaybetmiş. Nermin Bezmen'i ismen bilsem de hiçbir kitabını okumamıştım lakin kitabın arkasında, bildik bir yazarın yazısını görünce fena bir kitap değildir diye düşündüm. Ayrıca kitap, isim olarak da bir şeyler vadediyordu: Yuğ. Ölüler adına yapılan tören. Tam da sonbahar moduna hitap edecek türden bir kitap imajı hazırdı yani. Başladık nitekim...
Yazar, aslında şair demem gerek sanırım, bir aşk hikayesi ile alakalı yazmış ama ben belirsizlik içinde yitip gittim sanki. Aklından geçenleri kağıda dökmüş, eyvallah, ama her yazılan da yazanda bıraktığı etkiyi bırakmıyor ki okuyucuda. Gerçi yazanın anlaşılma kaygısı gütmemesi gerektiğini düşünebilirsiniz ama ben, okuduğum şeyin bende uyandırdığı hisle ilgilendiğim için, salt yazanın duygularına hitap eden eserleri benimseyemiyorum. Bunun yanında cümleler de belirsiz, gece yatmadan evvel yediğiniz yemeklerin etkisi ile gördüğünüz huzursuz rüyalar gibi bölük pörçük. Neyin ne amaçla yazıldığını, yazının başının sonunun nereye vardığını anlamadım doğrusu. Rüya demişken, tam da yine rüyalarda olacağı gibi, bir oradan bir sahneyle karşılaşıyorsunuz, bir buradan... Tam da sunulan sahneye adapte olacak iken hoop!.. Sahne değişiveriyor, sahneyle birlikte anlatılan da. Yazım şekli de farklı. Şiir gibi bir anlatım var ama düzyazı şeklinde aktarılmış kağıda. Her bir dize sonunda da üç nokta kullanılmış. Ferit Edgü'de de düzyazıyı şiirsel bir dille aktarma vardı ama onunla bu çok farklı. Kafiyelerle süslemiş cümleleri şair, ama bu durum da kitabı pek kurtaramıyor doğrusu. Konu olarak da dediğim gibi, ortada bir aşk hikayesi var gibi ama anlatım o kadar imgesel ki, kafada somutlaşmayı becerebilen bir hikaye çıkmadı benim açımdan. Bu kitabı da 50 küsurlu bir sayfada bıraktım, ilerleyen sayfalarda bir netlik kazandı mı bu hikaye, bilemem tabii. Bazı sayfalar, günümüz yazar(!)cıklarının yaptığı gibi birkaç cümleyle, hatta bir yerde tek bir kelime ile bitirilen türden. Sayfa doldurma çabası olarak düşünüyorum ben bu hareketi ama tam da yapılmayacak zamanlardayız artık. Zaten kağıt, ithalat kalemleri arasında, yazık günah yani...
Son olarak, kitaplıktan ayıklanmalık bir kitap daha çıktı diyorum.
Kitaba henüz alıntı eklenmedi.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Yuğ
Baskı tarihi:
2017
Sayfa sayısı:
256
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786053112006
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Destek Yayınları
Yuğ bilge bir Şaman’ın ruhundan seslenen anlamlı sözcüklerin, derin duyguların, işaretlerin harmanlandığı, yaşamın en dibinden yükselip o muazzam yaratıyla buluştuğu gizemli bir yolculuk. Yuğ Hasan Hüseyin’in ta kendisi aslında.



Kabilesi olmayan bir Kızılderili reisiydi sevgili Hasan Hüseyin. O her şey olabilirdi tabiatla ilgili; güzel olan her şey... Yağmur olup yağardı, doluya dönüşmekten korkardı. Olmuş bir cevize düşerdi. Gözlere gözbebeklerini fidanlardı. Hiçleri su gibi akıtırdı. Hüznün acı suyunu süzerdi. Anahtarı yitik acıları çok iyi anlatırdı. Rüzgârı, ağacı, suyu, dağları, ağaçları dinlerdi ve anlardı. Bekleme’nin iki yakası vardı onun için, İç’in birkaç yanı vardı. Uyku bile olabilirdi Hasan Hüseyin. Sanki çok yakında o derin, uzun uykuyla buluşacağını sezer gibiydi kimi tümceleri. Onun gözünde insan “kıymet” için en büyük erozyon bölgesiydi. Her ömrün sabit sayısı vardı onun için, ne kadar uzak olursa olsun matematikten. Beden; efendisi için var olmak zorunda olan köleydi ona göre.



“Dün gece rüyamda gördüm sizi. Başınızda papatyalardan bir taç vardı... Düşüyor, tekrar takıyordunuz, düşüyor tekrar... Size ağaçtan yapılma bir toka verdim... Gülüverdiniz... Tolga dosta Toroslar kadar selam. YUĞ’u okudunuz mu ablası? Düşünceleriniz çok önemli benim için...” diye yazmıştı bana en son. Cevap vermeye, ona duygularımı aktarmaya fırsat vermedi ölüm.



Şimdi yazıyorum işte sevgili Hasan Hüseyin ve çok iyi biliyorum ki hep dinlediğin ve konuştuğun rüzgâr, yağmur, kanadına takıldığın kuşlar, şiirle uyutup uyandırdığın güneş, ay, yıldızlar ve o çok sevdiğin yüce Torosların esintisi bu kelimeleri sana uçuracaklar... Onlar da, bizler de seni, şair ruhunu, şiirle konuşmanı çok özlüyoruz...

-Nermin Bezmen-

(Tanıtım Bülteninden)

Kitabı okuyanlar 3 okur

  • filhakika
  • Tuğçe ALTIN
  • ...

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%0
9
%0
8
%0
7
%0
6
%0
5
%0
4
%0
3
%0
2
%100 (1)
1
%0