Bir çoban, keçilerini otlatırken büyük bir uçurumun kenarına gelir. Uçurumdan aşağı doğru şöyle bir bakar ve kendi kendine: “Buraya düşen asla kurtulamaz!” diye geçirir içinden ve oradan uzaklaşır. Çoban uzaklaşır uzaklaşmasına da koyunlarından biri otlanmak için o uçurumun kenarına doğru gitmektedir. Bunu gören çoban, koyuna bağırır, taş atar; ama nafile… Ne yapsa koyunun yönünü değiştiremez. “En iyisi gidip kendim engelleyeyim, yoksa diğerleri de peşi sıra uçurumdan aşağı düşerler.” der. Çoban, koyuna yaklaşırken aniden ayağı kayar ve uçurumdan düşer.Ölümle burun buruna gelen çoban, hayatının son saniyelerini yaşadığını zannederken aniden bir ağaç dalına tutunduğunu görür. Şükreder Allah’a, böyle bir anda kendisini hiç ummadığı bir dal ile kurtardığı için… Sonsuz bir teslimiyetle sığınır ve hayatta kalmanın, hayatının tadını derinden hisseder.Fakat bu uçurumdan yukarı nasıl çıkacaktır? Tekrar hayata nasıl tutunacaktır? Eskisi gibi koyunlarını otlatabilecek midir? Çoban, bir yandan bunları düşünürken, diğer yandan da kendi lisanıyla, “Kimse yok mu?”, “Kimse yok mu?” diye bağırmaya başlar.
Saatlerce bağırır, ama kimseye sesini duyuramaz. Ses gider, kaslar daha fazla dayanamayacak hale gelir; fakat yine de tutunduğu ağacın dalını bırakmayarak kısılmış sesiyle: “Kimse yok mu?” demeye devam eder. Bir an olsun umudunu yitirmez ...