Bu doğruydu, annesinin bir zamanlar büyücü olmadığı bir dönem olmuştu. Sarayda çalışan Sıradan bir kütüphaneci çırağı olduğu zamanlar. Annesi sanki başında tacı taşımak için doğmuş gibi yürüdüğünden Vi o etrafındayken bu gerçeği sık sık unutuyordu.
"Beni bu yolculukta yalnız bırakma," diye fısıldadı Vi. "Bugün bu kapıdan çıkıp en cesur maskelerimden birini takacaksam senin benimle olduğunu bildiğim için."
"Zamanın sonuna kadar seninle olacağım."
Gerçi Vi şu an çok bir şey hatırlayabilecek durumda da değildi ya; birkaç kısa nefes boyunca dünya onun şaşırtıcı derecede yeşil gözlerinde başlayıp orada son buldu.
Kuzey yönünü bulamayan bir pusula ibresiydim. İşin aslı, bulmaya da çalışmıyordum. Önüne bakmayı bırakmak, koyvermek, vazgeçmek çok daha kolaydı. Üstelik bir aileniz olmadığında bu dünyada yönünüzü nasıl bulabilirdiniz?