Nina Ross, çocukken kaçınmak istediği dolandırıcılık işinden annesinin hastalığı ve parasızlık nedeniyle kaçamamıştır ve kendisi gibi sahtekar bir dolandırıcı olan sevgilisiyle çalışmaktadır. Sanat tarihi diploması olduğu için zenginlerden neyi nasıl çalacağını, onları nasıl kandıracağını iyi bilir. Paraya sıkıştığı için bu kez, sürekli taşınarak geçirdiği gençliğinde bir süre yaşadığı ve Benny adında bir gence aşık olduğu Tahoe Gölü kıyısındaki Stonehaven malikanesine gitmeye ve sahibi Vanessa Liebling’i soymaya karar verir. Adını, geçmişini, mesleğini değiştirir ve nişanlısıyla tatile çıkan bir kadın gibi Vanessa’nın evini kiralar. Ancak olaylar hiç de planladığı gibi gitmeyecektir.
Kitap bazen Nina’nın, bazense Vanessa’nın bakış açısından anlatılıyor. İlk başta Nina’yla yaptığı iş ve düşünceleri yüzünden çok bağ kuramadım. Vanessa, zengin bir ailenin ayrıcalıklı kızı olarak sosyal medyada kurduğu hayatla kıskanılacak biri gibiydi ama onun bölümlerinde aslında duygusal açıdan ne kadar yalnız ve parçalanmış olduğunu gördüm. İki karakter de okudukça farklı şekillerde bende sempati uyandırdı. İkisinin de nedenlerini anlayınca, geçmişlerini okuyunca bugün oldukları kadınları yargılamak daha zor oldu. Bir tek Michael’a çok ama çok sinir oldum, resmen kadınların zaaflarını kullanıp onlardan yararlanıyor, sonra da çöpe atıyordu. Kitapta merak unsuru sürekli vardı, Nina ve Vanessa açısından neler olacağını son ana kadar merak ettim. Aksiyon son bölümde vardı, aksiyondan çok psikolojik türde ilerleyen bir kitap. Bir de yazarın sık sık sosyal medyayla ilgili araya yedirmeyi başardığı başarılı eleştirileri vardı ki hepsi çok yerindeydi.
İkili bakış açısından anlatılan, sırların ortaya çıktığı, geçmişten kalan hesapların ortaya döküldüğü ve beklenmedik müttefiklerin bulunduğu