Ama benim için böyle bir ahlaki ya da varoluşsal bir ayrım yoktu, dahası görüyordum ki, benim iki dünyam birbirinin eşi ya da benzeşi olarak da bölünmüş değildi; ne diğer, görünen, kim bilir hangi görünen dünyamın öbür yüzünü oluşturan karanlık ya da mahrem bir dünyam vardı, ne de başka vakalarda hep olduğu gibi, zorla ya da değil, kendilerini diğer eşe dayatma ya da onunla bütünleşme arayışı içindeler. Bunlardan hiçbiri değildi; uyuşma eğilimleri ve bariz bir tezattan yoksun halleriyle neredeyse anormal bir birlikte yaşam timsaliydiler. Tüm bunları ben de düşünüyordum, gerçekten endişe verici görünüyorlardı, çözümsüz.. Ama hemen sonra, önünde sonunda bu şartlara katlanmak zorunda olduğumu düşünerek kabulleniyordum; çünkü insan nasıl ki doğacağı anı seçemiyor, sakini olacağı değişken dünyaları da bilemiyor..