Şöyle düşünelim. Bir insanın gerçek kalitesini, normalde değil, öfkelendiğinde, kendisini çaresiz hissettiğinde nasıl davrandığı, öfkelendiği kimselere nasıl, ne şekilde tepki verdiği gösterir, değil mi? Bir insanın en çok öfkelendiği kişi çocuğudur; çünkü insanın, kendisine ait olduğunu kabul etmek istemediği kötü taraflarını yansıtacağı (projection) en kolay kurban kendi çocuğudur; üstüne üstlük, bu yansıtma (projection) ve yansıtmayla ilişkili verdiği tepkiler başkaları tarafından eleştirilmeyeceği, "anne-babalık" adı altında örtbas edileceği için kişi daha rahat davranır.
Siz hiç, çocukluğunun kötü geçtiğini iddia eden ve bunu "Annem pilavın kıvamını bir türlü tutturamazdı,", "Kahvaltılar berbattı,", "Balkonu seneden seneye yıkıyorlardı,", "Evi de ancak iki haftada bir süpürüyorlardı," gibi cümlelerle açıklayan, bu gibi fiziksel durumları yetişkinlikte aşılamayan derin yaralar olarak anlatan birine rastladınız mı?
İnsanın ruhsal sağlığının bozulmasına yol açan, yaşanan hayal kırıklıkları değil, bu hayal kırıklıklarından dolayı duyulan acının yaşanmasının ve ifadesinin yasak olmasıdır.